Önceden insanlar eğer bir yere gidilecekse mesai başlangıç ve bitiş saatlerinde İstanbul'da çok trafik olur diye araçlarıyla yola çıkmak istemez, o vakitlerde toplu taşımaya binmeyi de tercih etmezdi. Ancak artık işler eskisi gibi değil. Her ne kadar toplu taşıma ve ulaşım ağı genişlemiş ve çeşitlenmiş olsa da artık İstanbul'da gece gündüz demeden bir trafik sorunu hakim.
Nüfusu 15 milyonu aşkın bir metropol olan İstanbul'da trafik oluşmasına sebep olan birçok etmen mevcut. Trafik kurallarına uymayan sürücüler, hatalı park yapanlar, toplu taşıma yerine bireysel araç kullanımına yönelen sürücüler ve niceleri...
Ulaşım ağının genişlemesiyle insanlar artık ikâmet ettikleri bölgelerden uzaktaki iş imkânlarını tercih edebiliyor ya da iş merkezlerinin yaşam alanlarından uzakta olması nedeniyle o bölgelerde çalışmak zorunda kalabiliyor. Mesela sırf bu sebepten dolayı iş çıkış saati Sirkeci'den marmaraya binmenizi hiç tavsiye etmem. Adeta bir kaos.
Tabii halimiz yine Tokyo'dan iyi diyebiliriz. Kardeşlerim geçen ay Japonya'ya gitmişti. Seyahat günlerinden birinde mesai saatlerinde metroya binmek zorunda kalmışlar. İstanbul'daki gibi metro dolu gelirse bir sonrakine bineriz diye beklemeye başlamışlar. Metro görevlileri de onların binemeyeceklerini anlayınca ittirerek metroya bindirmiş ve ne olduğunu anlamamışlar. O kadar doluymuş ki kimsenin düşecek yeri olmadığından tutunmaya da ihtiyaç yokmuş. Ve bu durum gayet normal karşılanıyormuş. Geldiklerinde İstanbul'a şükrediyorlardı.
Peki devletler trafik sorunuyla mücadele edebilmek için neler yapıyor ya da yapabilir?
Ulaşım ağının çesitlendirilmesi ve genişletilmesi, toplu taşıma ağının yaygınlaşması ve seferlerin artırılmasıyla toplu taşıma odaklı ulaşımın özendirilmesi, yakın mesafelerde bisiklet yollarının yapılması ve kullanımının özendirilmesi, uzaktan çalışma olanağı olan sektörlerde uzaktan çalışma sistemlerinin yaygınlaştırılması, yeni ücretli yolların yapılması, güvenli ve kontrollü araç paylaşım sistemlerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, park et - devam et uygulamalarının yaygınlaştırılması, yoğun olmayan saatlerde araç kullanan sürücüler için ödeme ya da ödül sisteminin geliştirilmesi gibi temel şecenekler dünyada uygulanan ya da uygulanabilecek en yaygın çözüm önerilerinden başlıcaları.
Söz konusu örneklerin yanı sıra trafik sıkışıklığı ücretlendirmesi de öne sürülen çözüm önerileri arasında. Trafik sıkışıklığı ücretlendirmesi kalabalık bölgelerde ve yoğun saatlerde o bölgedeki araç trafiğini azaltmak, toplu taşıma kullanımını teşvik etmek ve kara taşıtlarının yol açtığı hava kirliliğini azaltmak adına uygulanan bir mali tedbir. Uygulama trafik yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelere girişte, belirli bir ücret alınması şeklinde gerçekleştiriliyor. Dünyada Londra, Stockholm, Milan, Singapur ve New York gibi şehirlerde bu uygulama mevcut. Böylelikle bu şehirlerde trafik sıkışıklığında ve hava kirliliğinde azalmaların söz konusu olduğu sonucuna ulaşılmış.
Ancak Türkiye'de şu an için bir uygulama mevcut değil. Bu uygulamaya yönelik vatandaş görüşlerini ölçmeye çalışan araştırmalar da popüler çalışma konuları arasında. 2024 Kasım ayında Sürdürülebilir Kentsel Ulaşım Planı kapsamında İstanbul'da da benzer bir uygulamanın hayata geçirilmesi planlanıyordu. Eminönü ve Moda pilot bölgeler olarak belirlenmişti. Bu sayede trafik yoğunluğunun 2030'da yüzde 10,1, 2040'ta ise yüzde 12,8 azalması hedeflenmişti. Ancak resmi bir uygulama söz konusu olmadı.
Elbette uygulamanın trafik sıkışıklığını azaltma, hızlı ulaşım olanağı sunma, hava kirliliğini azaltma gibi faydaları olsa da toplumsal olarak kabul edilmeme gibi zorlukları da mevcut. Özellikle dar gelirli sürücülerin uygulamayı kabul etmek istememeleri, trafiğin o bölgeden başka bir bölgeye kayma riski, o bölgenin ekonomik açıdan ciro kaybı yaşama ihtimali gibi durumlar söz konusu ihtimaller arasında yer alıyor.
Sonuç olarak İstanbul gibi bir metropolde trafik sorununu tek bir yöntemle çözmek ne yazık ki mümkün değil. Dünyadaki örneklerde de gördüğümüz üzere, trafik sıkışıklığı ücretlendirmesi gibi çözümlerin elde edilen gelirlerin altyapı iyileştirmeleri ve toplu taşımayı teşvik eden uygulamalara entegre edilerek uygulanması elzem. Ancak çözüm sadece devletin veya yerel yönetimlerin uygulayacağı yöntemlere bağlı değil. Vatandaşların da bireysel araç kullanım alışkanlıklarını gözden geçirmesi ve trafik kurallarına uyması şart. Aksi takdirde, İstanbul trafiği zamanımızı çalmaya ve bir stres kaynağı olmaya devam edecek gibi görünüyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Meltem Ergün Gürcan
Trafikten Kurtulmak İçin Para Öder Miydiniz?
Önceden insanlar eğer bir yere gidilecekse mesai başlangıç ve bitiş saatlerinde İstanbul'da çok trafik olur diye araçlarıyla yola çıkmak istemez, o vakitlerde toplu taşımaya binmeyi de tercih etmezdi. Ancak artık işler eskisi gibi değil. Her ne kadar toplu taşıma ve ulaşım ağı genişlemiş ve çeşitlenmiş olsa da artık İstanbul'da gece gündüz demeden bir trafik sorunu hakim.
Nüfusu 15 milyonu aşkın bir metropol olan İstanbul'da trafik oluşmasına sebep olan birçok etmen mevcut. Trafik kurallarına uymayan sürücüler, hatalı park yapanlar, toplu taşıma yerine bireysel araç kullanımına yönelen sürücüler ve niceleri...
Ulaşım ağının genişlemesiyle insanlar artık ikâmet ettikleri bölgelerden uzaktaki iş imkânlarını tercih edebiliyor ya da iş merkezlerinin yaşam alanlarından uzakta olması nedeniyle o bölgelerde çalışmak zorunda kalabiliyor. Mesela sırf bu sebepten dolayı iş çıkış saati Sirkeci'den marmaraya binmenizi hiç tavsiye etmem. Adeta bir kaos.
Tabii halimiz yine Tokyo'dan iyi diyebiliriz. Kardeşlerim geçen ay Japonya'ya gitmişti. Seyahat günlerinden birinde mesai saatlerinde metroya binmek zorunda kalmışlar. İstanbul'daki gibi metro dolu gelirse bir sonrakine bineriz diye beklemeye başlamışlar. Metro görevlileri de onların binemeyeceklerini anlayınca ittirerek metroya bindirmiş ve ne olduğunu anlamamışlar. O kadar doluymuş ki kimsenin düşecek yeri olmadığından tutunmaya da ihtiyaç yokmuş. Ve bu durum gayet normal karşılanıyormuş. Geldiklerinde İstanbul'a şükrediyorlardı.
Peki devletler trafik sorunuyla mücadele edebilmek için neler yapıyor ya da yapabilir?
Ulaşım ağının çesitlendirilmesi ve genişletilmesi, toplu taşıma ağının yaygınlaşması ve seferlerin artırılmasıyla toplu taşıma odaklı ulaşımın özendirilmesi, yakın mesafelerde bisiklet yollarının yapılması ve kullanımının özendirilmesi, uzaktan çalışma olanağı olan sektörlerde uzaktan çalışma sistemlerinin yaygınlaştırılması, yeni ücretli yolların yapılması, güvenli ve kontrollü araç paylaşım sistemlerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, park et - devam et uygulamalarının yaygınlaştırılması, yoğun olmayan saatlerde araç kullanan sürücüler için ödeme ya da ödül sisteminin geliştirilmesi gibi temel şecenekler dünyada uygulanan ya da uygulanabilecek en yaygın çözüm önerilerinden başlıcaları.
Söz konusu örneklerin yanı sıra trafik sıkışıklığı ücretlendirmesi de öne sürülen çözüm önerileri arasında. Trafik sıkışıklığı ücretlendirmesi kalabalık bölgelerde ve yoğun saatlerde o bölgedeki araç trafiğini azaltmak, toplu taşıma kullanımını teşvik etmek ve kara taşıtlarının yol açtığı hava kirliliğini azaltmak adına uygulanan bir mali tedbir. Uygulama trafik yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelere girişte, belirli bir ücret alınması şeklinde gerçekleştiriliyor. Dünyada Londra, Stockholm, Milan, Singapur ve New York gibi şehirlerde bu uygulama mevcut. Böylelikle bu şehirlerde trafik sıkışıklığında ve hava kirliliğinde azalmaların söz konusu olduğu sonucuna ulaşılmış.
Ancak Türkiye'de şu an için bir uygulama mevcut değil. Bu uygulamaya yönelik vatandaş görüşlerini ölçmeye çalışan araştırmalar da popüler çalışma konuları arasında. 2024 Kasım ayında Sürdürülebilir Kentsel Ulaşım Planı kapsamında İstanbul'da da benzer bir uygulamanın hayata geçirilmesi planlanıyordu. Eminönü ve Moda pilot bölgeler olarak belirlenmişti. Bu sayede trafik yoğunluğunun 2030'da yüzde 10,1, 2040'ta ise yüzde 12,8 azalması hedeflenmişti. Ancak resmi bir uygulama söz konusu olmadı.
Elbette uygulamanın trafik sıkışıklığını azaltma, hızlı ulaşım olanağı sunma, hava kirliliğini azaltma gibi faydaları olsa da toplumsal olarak kabul edilmeme gibi zorlukları da mevcut. Özellikle dar gelirli sürücülerin uygulamayı kabul etmek istememeleri, trafiğin o bölgeden başka bir bölgeye kayma riski, o bölgenin ekonomik açıdan ciro kaybı yaşama ihtimali gibi durumlar söz konusu ihtimaller arasında yer alıyor.
Sonuç olarak İstanbul gibi bir metropolde trafik sorununu tek bir yöntemle çözmek ne yazık ki mümkün değil. Dünyadaki örneklerde de gördüğümüz üzere, trafik sıkışıklığı ücretlendirmesi gibi çözümlerin elde edilen gelirlerin altyapı iyileştirmeleri ve toplu taşımayı teşvik eden uygulamalara entegre edilerek uygulanması elzem. Ancak çözüm sadece devletin veya yerel yönetimlerin uygulayacağı yöntemlere bağlı değil. Vatandaşların da bireysel araç kullanım alışkanlıklarını gözden geçirmesi ve trafik kurallarına uyması şart. Aksi takdirde, İstanbul trafiği zamanımızı çalmaya ve bir stres kaynağı olmaya devam edecek gibi görünüyor.