Geçtiğimiz hafta Türkiye İstatistik Kurumu 2025 yılında ilk kez gerçekleştirdiği Türkiye Suç Mağduriyeti Araştırması sonuçlarını paylaştı. 15 yaş ve üzeri 18 bin kişi ile gerçekleştirilen araştırmada bireylerin ve hanehalklarının suç mağduriyeti, mağduriyet sonrası davranış biçimleri ve güvenlik algısı ölçüldü.
Araştırma sonuçlarına göre suçtan korunmak amacıyla hanehalklarının evde aldığı güvenlik önlemlerinde ilk sırayı zırhlı ve çelik kapılar alırken, onları güvenlik kameraları ile panjur ve korkuluklar takip etti. En yaygın mağduriyet türleri ise cinsel olmayan taciz, bilişim suçları ve tüketici dolandırıcılığı oldu.
Yaşanan son suç mağduriyeti olayının resmi bir merciye bildirilmesi durumunda ilk sırayı araç hırsızlığı alırken, son sıralarda cinsel taciz ve rüşvet yer aldı. Son yaşanan suç mağduriyeti olayında çalınan eşya ya da oluşan maddi kaybın toplam değerinin tüm suç türlerinde en yüksek oranın 25 bin liranın altında olduğu görüldü. Evden hırsızlık olaylarında en çok elektronik eşya ve mücevher çalınırken, diğer hırsızlık olaylarında cüzdan, çanta ve cep telefonu ilk sıralarda yer aldı.
Aslında bu veriler bize, toplum olarak geliştirdiğimiz güvenlik refleksleri ile maruz kaldığımız dijital tehditler arasındaki büyük uçurumu ortaya koyuyor. Bizler evlerimizi çelik kapılar, kameralar ve demir parmaklıklarla adeta birer kaleye çevirerek fiziksel güvenliğimizi sağlamaya çalışıyoruz. Fakat günümüzde asıl tehlike daha çok bu zırlı kaleleri aşarak elimizdeki telefonlardan ve dijital dolandırıcılardan geliyor.
Öte yandan araç hırsızlığının resmi makamlara bildirilmesi en yüksek orana sahipken, rüşvet ve cinsel taciz gibi ciddi toplumsal problemlerin bildiriminde son sıralarda yer almamız oldukça düşündürücü. Bu sessizlik, toplumsal baskısının, adalet bulunamayacağı anlayışının ya da korkunun da bir yansıması olabilir.
Peki ne yapacağız? Bu verileri inceleyerek karamsarlığa kapılmak ya da kapılarımıza birer kilit daha vurmak yeterli mi?
Elbette hayır. Kolluk kuvvetlerinin ve hukuk sisteminin caydırıcı cezalarıyla yapması gerekenler gayet açık. Lakin işin toplumsal boyutu bizim ellerimizde. Mahalle ve komşuluk kültürünü yeniden diriltmek, birbirimizin halinden anlamak ve yeni suç türlerinden etkilenmemek adına dijital okuryazarlığı bir lüks değil mecburiyet olarak görmek bizlerin yapması gereken en temel eylemler arasında yer alıyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Meltem Ergün Gürcan
Ne Kadar Mağduruz?
Öncelikle herkese iyi bayramlar diliyorum.
Geçtiğimiz hafta Türkiye İstatistik Kurumu 2025 yılında ilk kez gerçekleştirdiği Türkiye Suç Mağduriyeti Araştırması sonuçlarını paylaştı. 15 yaş ve üzeri 18 bin kişi ile gerçekleştirilen araştırmada bireylerin ve hanehalklarının suç mağduriyeti, mağduriyet sonrası davranış biçimleri ve güvenlik algısı ölçüldü.
Araştırma sonuçlarına göre suçtan korunmak amacıyla hanehalklarının evde aldığı güvenlik önlemlerinde ilk sırayı zırhlı ve çelik kapılar alırken, onları güvenlik kameraları ile panjur ve korkuluklar takip etti. En yaygın mağduriyet türleri ise cinsel olmayan taciz, bilişim suçları ve tüketici dolandırıcılığı oldu.
Yaşanan son suç mağduriyeti olayının resmi bir merciye bildirilmesi durumunda ilk sırayı araç hırsızlığı alırken, son sıralarda cinsel taciz ve rüşvet yer aldı. Son yaşanan suç mağduriyeti olayında çalınan eşya ya da oluşan maddi kaybın toplam değerinin tüm suç türlerinde en yüksek oranın 25 bin liranın altında olduğu görüldü. Evden hırsızlık olaylarında en çok elektronik eşya ve mücevher çalınırken, diğer hırsızlık olaylarında cüzdan, çanta ve cep telefonu ilk sıralarda yer aldı.
Aslında bu veriler bize, toplum olarak geliştirdiğimiz güvenlik refleksleri ile maruz kaldığımız dijital tehditler arasındaki büyük uçurumu ortaya koyuyor. Bizler evlerimizi çelik kapılar, kameralar ve demir parmaklıklarla adeta birer kaleye çevirerek fiziksel güvenliğimizi sağlamaya çalışıyoruz. Fakat günümüzde asıl tehlike daha çok bu zırlı kaleleri aşarak elimizdeki telefonlardan ve dijital dolandırıcılardan geliyor.
Öte yandan araç hırsızlığının resmi makamlara bildirilmesi en yüksek orana sahipken, rüşvet ve cinsel taciz gibi ciddi toplumsal problemlerin bildiriminde son sıralarda yer almamız oldukça düşündürücü. Bu sessizlik, toplumsal baskısının, adalet bulunamayacağı anlayışının ya da korkunun da bir yansıması olabilir.
Peki ne yapacağız? Bu verileri inceleyerek karamsarlığa kapılmak ya da kapılarımıza birer kilit daha vurmak yeterli mi?
Elbette hayır. Kolluk kuvvetlerinin ve hukuk sisteminin caydırıcı cezalarıyla yapması gerekenler gayet açık. Lakin işin toplumsal boyutu bizim ellerimizde. Mahalle ve komşuluk kültürünü yeniden diriltmek, birbirimizin halinden anlamak ve yeni suç türlerinden etkilenmemek adına dijital okuryazarlığı bir lüks değil mecburiyet olarak görmek bizlerin yapması gereken en temel eylemler arasında yer alıyor.