SON DAKİKA
Hava Durumu

İYİ Parti Eski GİK Üyesi Aslıhan Elibol süreci değerlendirdi

CHP’de kurultay sürecine ilişkin mutlak butlan tartışmaları ve son dönemde yeniden gündeme gelen parti içi krizler siyaset kulislerini hareketlendirirken, İYİ Parti’nin eski Genel İdare Kurulu (GİK) üyesi Aslıhan Elibol’dan dikkat çeken değerlendirmeler geldi.

Haber Giriş Tarihi: 22.05.2026 17:41
Haber Güncellenme Tarihi: 22.05.2026 18:20
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.turkiyemecra.com/
İYİ Parti Eski GİK Üyesi Aslıhan Elibol süreci değerlendirdi

2023 seçim süreci, CHP’nin muhalefet anlayışı, Meral Akşener’e yönelik eleştiriler ve İYİ Parti’nin izlemesi gereken siyasi rota hakkında açıklamalarda bulunan Elibol, CHP’ye sert eleştiriler yöneltirken, İYİ Parti’nin artık reaksiyon siyaseti yerine politika üretimine odaklanması gerektiğini savundu. Elibol yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’de özellikle CHP seçmeninin ve muhalif çevrelerin uzun yıllardır sormadığı temel bir soru olduğunu düşünüyorum. Eğer ana muhalefet partisi doğru stratejilerle, güçlü kadrolarla ve etkili bir muhalefet anlayışıyla siyaset yürütseydi, AKP yirmi yılı aşkın süredir iktidarda kalabilir miydi? Bu soru hiçbir zaman yeterince sorulmadı.

CHP seçmeni uzun yıllar boyunca iktidarı eleştirdi ama kendi partisinin muhalefet performansını aynı sertlikle sorgulamadı. Ana muhalefetin neden seçim kazanamadığı, neden toplumsal karşılık üretemediği, neden sürekli benzer sonuçlarla karşılaşıldığı yeterince tartışılmadı.

2023 seçim sürecine gelindiğinde de benzer tablo yaşandı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığına itiraz ettik. Bizim itirazımız kişilerden bağımsızdı, mesele kazanabilirlikti. Erdoğan karşısında defalarca seçim kaybetmiş bir siyasi figürün yeniden aday yapılmasının risk oluşturduğunu düşünüyorduk.

Sayın Meral Akşener’in o süreçte kullandığı ‘kazanacak aday’ vurgusu tam olarak bunu anlatıyordu. Burada önemli olan şu ki Sayın Akşener kendi adaylığını dayatmadı. Kendi partisinden isim önermedi. Kamuoyunda karşılığı olduğu düşünülen, yine CHP bünyesindeki isimleri işaret etti. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş örnekleri bunun göstergesiydi. Anket yapılması önerildi. Toplumsal karşılığın ölçülmesi istendi. Bunlar bile tepkiyle karşılandı. Günlerce muhalif medya zehirli ve sivri bir dil ile adeta Sn. Akşener'i ve İYİ Partilileri linç etti.

Bugün dönüp baktığımızda seçim kaybedildi. Ardından aynı siyasi çevreler tarafından Kemal Kılıçdaroğlu ağır biçimde eleştirildi. Genel başkanlığı bırakması gerektiği söylendi. Kurultay sürecinde destek çekildi. Burada dikkatinizi çekmek isterim bir dönem ülkeyi yönetebilir denilen bir siyasetçi, kısa süre sonra partiyi bile yönetmemeli denilen figüre dönüştü. Peki o gün bu riskleri dile getirenlere neden hakaret edildi?

İYİ Parti’ye yönelik ‘iktidara çalışıyor’, ‘AKP’ye yarıyor’, ‘masayı dağıttı’, ‘muhalefeti böldü’ gibi suçlamaları herkes hatırlıyor. İnsanlar yalnızca eleştirilmedi; hedef gösterildi, hakaret gördü, linç edildi.

Bugün hâlâ benzer eleştiriler Sayın Akşener üzerinden sürdürülüyor. ‘Masadan kalktı’, ‘masayı dağıttı’, ‘Erdoğan’la anlaştı’ deniliyor. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan ile verdiği tek bir fotoğraf üzerinden siyasi sonuçlar çıkarılıyor.

Bir fotoğraf, içeriği bilinmeyen bir görüşme, tek başına neyin kanıtı olabilir?

Ortada o görüşmenin içeriğine dair açıklanmış mutabakat yok. Sonrasında alınmış görev yok. Bakanlık yok. Cumhurbaşkanlığı bünyesinde verilmiş pozisyon yok. İttifak açıklaması yok.

Kaldı ki Sayın Akşener, Türkiye Cumhuriyeti’nin eski İçişleri Bakanlarından biri. Aynı zamanda muhalefet blokunda yer almış bir partinin kurucu genel başkanı. Cumhurbaşkanı ile görüşmesi başlı başına olağanüstü durum değildir. Türkiye’de aktif siyaset yapan hemen her liderin farklı dönemlerde Cumhurbaşkanı ile benzer kareleri oldu. CHP yönetimlerinin, Sayın Özel'in de oldu.

Eğer Sayın Akşener eleştirilecekse bunun zemini başka olmalıdır. Parti içi tercihler üzerinden eleştirilebilir. Milletvekili adaylıkları üzerinden eleştirilebilir. Yanlış kişilerle yol yürüdüğü söylenebilir. Açık konuşayım, bunların bir kısmını ben bile eleştirebilirim.

Örneğin İYİ Parti listelerinden seçilip sonrasında farklı siyasi yönelimlere giren veya AKP’ye geçen isimler konusunda eleştiri yapılabilir. Buna biz de kızdık. Fakat burada yine aynı soruyu sormak gerekiyor: Bu mesele neden yalnızca İYİ Parti üzerinden konuşuluyor? Neden aynı değerlendirme CHP için yapılmıyor? CHP'den önemli birçok belediye ve vekilin de AKP saflarına geçtiğini gördük, görmeye devam ediyoruz. Neden muhalif medyada oklar sadece İYİ Parti'ye çevriliyor?

2023 seçim sürecinde CHP; DEVA Partisi, Gelecek Partisi gibi küçük partilere Sayın Kılıçdaroğlu'nun adaylığını desteklesinler diye çok sayıda milletvekili kontenjanı verdi. Bugün dönüp bakıldığında "Verilen destek, kurulan yapı ve dağıtılan milletvekillikleri güçlü ve kalıcı muhalefet üretebildi mi?" diye sormak gerekiyor.

İYİ Parti söz konusu olduğunda birkaç örnek üzerinden bütün partiye ‘AKP’ye çalıştı’, ‘kadroları AKP’ye geçti’ gibi genellemeler kurulabiliyor. Ama aynı sorgulama CHP’ye yöneltilmiyor. Ben bunun adil değerlendirme olduğunu düşünmüyorum. Aynı eleştiri herkes için yapılmıyorsa orada objektif değerlendirmeden çok siyasi algı oluşur.

Bugün geldiğimiz noktada özellikle 2023 seçim sürecinde ve altılı masa döneminde savunduğu ‘kazanacak aday’ yaklaşımının ne kadar doğru olduğunu görüyoruz. Ama bunun üzerine pişmanlık duyan, özür dileyen ve İYİ Parti'nin söylemlerini dikkate alan kimseyi göremiyoruz.

Bir diğer önemli nokta da Sayın Akşener'in süreç sonunda sorumluluk alması idi. Görevi bıraktı. İstifa etti. Kurultayda yeniden aday olmadı. Aktif siyasetten çekildi. Türk siyasetinde sorumluluk üstlenmenin nadir görüldüğü düşünüldüğünde bunun da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Tüm bunları Sayın Akşener'i savunmak için değil, herkese hakkını teslem etmek gerektiği için söylüyorum.

Burada son olarak şunu söylemek isterim, 2023 seçim sürecinde yalnızca adaylık tartışması yapılmıyordu. Biz defaatle hukuk sistemi tartışılıyor, kurumlar tartışılıyor, yargının siyasallaştığı yönünde kaygılar var dedik. Önümüzdeki seçim sıradan seçim değil diyorduk. Hatta açık açık ‘Bu bizim göreceğimiz son kritik seçimlerden biri olabilir’ dediğimiz de oldu.

Bunlar abartı olsun diye söylenmedi. Risk görüldüğü için söylendi.

Buna rağmen bütün uyarılar kişiselleştirildi. İnsanlar dinlenmedi. İtiraz edenler hain ilan edildi.

Gelelim bugüne. Türkiye’de CHP uzun süredir gerçek anlamda etkili ve tutarlı muhalefet üretemediğini bugün de çok net görüyoruz. Kurultay sonrası Özgür Özel genel başkan oldu ve birçok seçmen CHP’de yeni çizgi oluşacağını düşündü. Fakat ben bu dönemde de temel yaklaşımın değiştiğini düşünmüyorum.

Saraçhane sürecinde çok sayıda genç sokağa çıktı. Müdahale gördü. Gözaltına alınanlar oldu. Muhalefet seçmeninin önemli bölümü bu süreçte sokağa çıkan gençlerin daha güçlü sahiplenilmesi gerektiğini düşündü. CHP yönetimi kendi sokağının, kendi seçmeninin ve kendi itirazının arkasında yeterince net duramadı. Gençler sokakta Ay-Yıldızlı bayrağı taşıyıp coplanırken Sayın Özel çıkıp, Kürt gençlerinin daha çok sorunları var minvalinde açıklamalar yaptı.

Benzer şekilde iktidarla normalleşme ve yumuşama siyaseti de tartışıldı. İYİ Parti’den çeşitli konularda CHP’ye yönelik ‘iktidarın çizdiği çerçeveye girmeyin’ yönünde eleştiriler geldi. Ancak CHP yönetimi farklı tercihler yaptı. Terörün meşrulaştırıldığı, muhatap alındığı o komisyonda yer almayın denildi, yine dinleyen olmadı. Bugünün CHP'si, AKP'ye muhalefet ediyor diyeceğimiz tek bir nokta bırakmadı.

Parti içerisindeki bazı isimler de uzun süredir tartışma konusu oldu. Örneğin Sezgin Tanrıkulu üzerinden yürüyen tartışmalar CHP’nin kimliği konusunda eleştiriler oluşturdu.

Benim bütün bu örneklerden çıkardığım sonuç CHP yıllardır yalnızca seçim kaybettiği için değil, muhalefetin ne olması gerektiği konusunda toplumun önemli kesimini ikna edemediği için eleştirilmesidir. Bu eleştiriler yapılınca da muhalefete muhalefet etmeyin diyorlar. Ortada muhalefet mi var ki ona muhalefet edelim?

Bugün dönüp baktığımızda o dönem dile getirilen birçok kaygının yeniden konuşulduğunu görüyoruz. Muhalefetin etkisizliği konuşuluyor. Hukuk sistemi konuşuluyor. Kurumların durumu konuşuluyor. Yargıya güven konuşuluyor.

Yani uyarılan birçok başlık bugün yeniden gündemde.

Ve şimdi aynı insanlardan sessiz olmaları bekleniyor.

Ben burada şunu anlamıyorum, yıllarca hakaret edilen, hedef gösterilen insanlar bugün yaşananlar karşısında neden susmak zorunda olsun? Neden her defasında aynı kırgınlıkları yaşayan insanlar olgun taraf olmak zorundaymış gibi davranılıyor? CHP'ye 3 yaşındaki çocuk muamelesi yapmamız, söz dinlemeyen ama ona rağmen elinden tutmamız gereken evlat gibi görmemiz bekleniyor. Neden? Aynı kısır döngüde kalalım diye mi? Gerçek gündemden uzaklaşalım diye mi?

Siyasette herkes hata yapabilir. Ama sürekli aynı hataları yapıp sonra sizi uyaran insanların her seferinde anlayış göstermesini beklemek sağlıklı değildir. Bir yerde dönüp ‘Biz nerede hata yaptık?’ diye sorulmalı. Bu soru sorulmadığında aynı sonuçlar tekrar eder.

Tam da bu yüzden ben artık İYİ Parti’nin siyasetini CHP üzerinden kurmaması gerektiğini düşünüyorum.

CHP’nin bugün yaşadığı krizler tartışılır. Evet, bu mutlak butlan kararı siyasi bir karardır. Evet, demokrasi için, Cumhuriyet'in ve üniter yapının devamlılığı için bu karara karşı çıkmalıyız. Bunda beis yoktur.

Ama İYİ Parti’nin görevi CHP’yi, CHP’lilerden daha fazla konuşmak olmamalıdır. Aynı şekilde AKP’yi konuşarak, yalnızca iktidara tepki vererek de siyaset kurulamaz. MHP üzerinden de siyaset kurulamaz.

Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu mutlak butlan kararı sonrası yaptığı açıklamalarla yine doğru tarafta yer aldığımızı gösterdi. Lakin üzerinde durulması gereken bundan ötesidir.

Türkiye’de seçmen artık sadece kime karşı olunduğunu değil, ne önerildiğini görmek istiyor.

Bu yüzden İYİ Parti’nin bundan sonraki yolu; reaksiyon siyaseti değil, politika siyaseti olmalıdır.

Ekonomide model ne olacak? Eğitim sistemi nasıl değişecek? Yargı reformu nasıl yapılacak? Göç politikası ne olacak? Tarım ve üretim modeli ne olacak? Dış güvenlik yaklaşımı ne olacak? Tüm bunlara ve daha fazlasına somut çıktılarla cevap verilmelidir.

Toplum artık kavga değil, çözüm görmek istiyor.

İYİ Parti’nin çıkışı da burada olacaktır..

Çünkü siyaset sürekli geçmişte kimin haklı çıktığını anlatmak için değil, ülkenin geleceğine dair çözüm üretmek için yapılır.”

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.