SON DAKİKA
Hava Durumu

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

Yazının Giriş Tarihi: 24.03.2026 09:31
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.03.2026 09:32

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

Bir Ramazan Ayını ve Ramazan Bayramı’nı Daha Geride Bıraktık

Umarım ki bu Ramazan da her zaman olduğu gibi sizlere rahmeti ve bereketini beraberinde getirmiştir. Bazı Müslüman Halklar için aynı şeyleri söylemek maalesef mümkün olamadı. Onlar tüm Ramazan’ı bombaların gölgesinde geçirdiler. En kısa sürede barışın hâkim olmasını temenni ediyorum.

Savaşlar, eğitim, çalışma gibi sebeplerle artık dünyanın her bölgesinde Müslümanlar yaşıyor. Bu nedenle hangi milletten ya da hangi dine mensup olursa olsun, artık insanlarda Ramazan ayına dair biraz olsun bilgilenme vardır diye tahmin ediyorum. Eski zamanlarda ise sadece Müslümanlar ile haşır neşir olan gayrimüslimler vasıtasıyla bilgiler kendi coğrafyalarına taşınıyordu.

İşte onlardan birisi olan Feldmareşal Helmuth Von MOLTKE 1836-1939 yılları arasında Türkiye’de askeri uzman ve danışman olarak kalmış, aynı zamanda ülkemize ait haritalar çizmiştir. Bu dönemde aile dostlarına yolladığı mektuplardan oluşan ve orijinal adı “Türkiye’deki Olaylar ve Durum Üzerine Mektuplar” olan eseri XIX. Yüzyıl Osmanlı’sına ait yansız gözlemler içermektedir. Ülkemizde ise bu eser Moltke’nin Türkiye Mektupları ismini alarak okurlar ile paylaşılmıştır.

Bu mektuplardan birisinde Moltke Ramazanı anlatıyor..

“ Malatya, 8 Kasım 1838

… Şimdi biz Ramazan-ı Şerif’te, yani o yüce oruç zamanında bulunuyoruz. Güneş gökte iken ne yiyebiliriz ne de içebiliriz; bir çiçeğin kokusu, bir tutam enfiye, bir yudum su ve hepsinden daha kötüsü çubuk yasaktır. Çoğu zaman akşam saat 5’e doğru kumandanın yanına gidiyorum, paşalar orada toplanıyor, hepsinin saati elinde. Büyük pirinç sini meyveler, zeytin, güneşte kurutulmuş sığır eti, peynir, şerbet gibi şeylerle örtülmüş. Şimdi 12’ye (Türk saati ile) sadece bir dakika var, çorbanın kapağı kaldırılıyor ve insanı çileden çıkaran koku sabırsızlığı son haddine getiriyor. Nihayet, muhakkak 160 saniye çeken bir dakikadan sonra, İmam Lailahe İllallah diyor, bir Bismillah ve Elhamdülillah ile herkes yakınında ne varsa saldırıyor, uzun yoksunluğun acısını pilavla koyun etinden çıkarıyor.

Dostlarımız ve arkadaşlarımız Türkler için tütün içmeden çalışmak imkânsız olduğundan şimdi her iş gece yapılıyor. Büro açık, mektuplar okunuyor ve gönderiliyor, raporlar alınıyor, işler konuşuluyor. Sana, gece yarısından iki saat sonra askerlere ikinci yemeğin verildiğini söyleyecek olursam buradaki idareyi tasavvur edebilirsin; sabaha doğru herkes yatıyor, ertesi gün de mideleri bozuk ve keyifleri yerinde değil...

..Sekiz gün sonra bayram (18-20 Kasım), bizde paskalya ne ise aşağı yukarı o. Bir sevinç ve neşe, tebrik ve hediyeler bayramı. O günlerde herkes verir ve alır. Esasen Türklerin prensibi (almalı vermeli) yani (sen de yaşa, ben de yaşayım)dır. Bu, gerçekten basit ve zevkli bir prensibidir. Toplumun her sınıfı, en aşağıdaki müstesna, bundan faydalanır; en aşağıdakine ise sadece kaidenin ilk yarısı uygulanır. Bu sistem hakkında ileri sürülebilecek tek kusur o en aşağı sınıfın bütün ötekilerin toplamından çok daha kalabalık oluşudur. “

Mart Ayı Dert Ayı

Bayram ile birlikte malumunuz Gelir Vergisi Beyan ayının da son dönemecine girdik. Aslında ticari kazanç sahipleri gibi geçici vergiye tabi mükellefler için az çok durum ortaya çıkmış olsa da gelirlerin birleştirilmesi ile ve gider olarak kabul edilen sair kalemlerin düşülmesi sonrasında durum değişebiliyor. Tüm gelir unsurları açısından benzer bir süreç işliyor mart ayı boyunca. Neticede ilk taksitini ödeyen/ödeyebilen mükellefler gönül rahatlığı ile bir sonraki ödemeye kadar kendilerini rahat hissediyorlar. Bu takvim on yıllardır böyle sürüp gidiyor.

MOLTKE’nin ülkemizde bulunduğu dönemde vergi sistemine ilişkin sözlerine de bakalım ister misiniz?

“Garzan Dağında Ordugâh, 15 Haziran 1838

..Reaya, bütün ülkede Müslümanlardan fazla vergi verir. Ama mükellef oldukları haraç, bilindiği gibi pek azdır. Eğer reaya bunun dışında bazı işlere mecbur ediliyorsa bu da , eğer angaryalar sert ve tahkir edici bir şekilde yaptırılmıyorsa, haksız bir şey değildir. Çünkü, reaya bütün vergilerin en ağırından, askere alınmaktan bağışık tutulmuştur.

Şikâyetin gerçek sebebi vergilerin ağır oluşu değil, keyfi oluşudur. Ben, vergiler belirli bir para olarak tespit edilsin demiyorum. Ama bunlar gelirin yahut servetin belirli bir miktarı olarak tespit edilmelidir. Eğer devlet bugün bir dönüm yerin ürününü kendi ihtiyaçları için isterse çiftçi bundan sonra on dönüm yerine on bir dönüm ekecektir, çünkü işlenmeyen verimli topraklardan yeteri kadar vardır ve iş, bizim birçok yerlerimizde olduğu gibi, bütün kuvvetlerin artık daha fazlasına imkân olmayacak kadar çalıştırılması haline gelmekten henüz çok uzaktır. Fakat ya şimdi çiftçi ilkbaharda bir katı fazla toprağı ekerse ne olur? Sonbaharda ona iki kat vergi yükleyeceklerdir. Bu yüzden herkes kimde çok varsa ondan çok alınacağının bildiği için, kollarını kavuşturup oturuyor ve geçimi için zorunlu olan kadarını yetiştirmekle yetiniyor.

Batı Cephesi Hep Aynı

"Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok" Erich Maria Remarque'nın 1929 yılında yayımlanan ve savaşın dehşetini ve anlamsızlığını ele alan romanıdır. 1930 yılında Lewis Milestone'ın yönettiği aynı adlı film, bu romandan uyarlanmıştır. 2022 yılında Almanlarca tekrardan filmleştirilmiştir.

Romanda özetle Remarque, savaşlara katılan insanların bir kısmının bedenen öldüklerini, geri kalanların ise ruhen öldüklerini savunur. Ona göre sonuçta kimse savaştan sağ çıkamaz.

Romanın kahramanı Paul bir haftalık izinle eve gönderilir. Eve geldiğinde, kendisini evde olduğuna ikna etmesi çok zor bir hal alır. Annesinin hasta olması durumunu daha da zorlaştırır. Çevresindeki herkes ona cepheyi, askerleri sormaya başlar. Paul, “Ben söylesem bile anlamayacaklar” diye düşünerek cephede her şey yolunda demekle yetinir.

Vergi Cephesinde de Yeni Bir Şey Yok

MOLTKE’nin sözlerini tekrar hatırlayalım...

-Şikâyetin gerçek sebebi vergilerin ağır oluşu değil, keyfi oluşudur.

Yaklaşık 200 yıl sonra keyfi vergiler ve vergilendirmeler devam ediyor. Örneğin, konaklama vergisi gibi. Ya da aynı paraya konut kiralarsanız vergi ödersiniz, iş yeri kiralarsanız iade alırsınız gibi..

-Ben, vergiler belirli bir para olarak tespit edilsin demiyorum. Ama bunlar gelirin yahut servetin belirli bir miktarı olarak tespit edilmelidir.

Yaklaşık 200 yıl sonra da gelire göre vergilendirmeyi becerebilmiş değiliz. Örneğin, kuyumculardan, muayenehane sahiplerinden hala vergi almayı beceremedik.

- Çiftçi ilkbaharda bir katı fazla toprağı ekerse ne olur? Sonbaharda ona iki kat vergi yükleyeceklerdir.

Çiftçilerimizin vergisel anlamda elleri rahat gibi görünmekle birlikte, dolaylı vergiler, dizginlenemeyen enflasyon (bu da dolaylı vergidir), desteklemelerin yetersizliği... En sonunda da hayvanına yem almak için alınan krediden ödenmemiş Bağ-Kur primini kesmeye başladık. Sap ile saman karıştı bile..

-Herkes kimde çok varsa ondan çok alınacağının bildiği için, kollarını kavuşturup oturuyor ve geçimi için zorunlu olan kadarını yetiştirmekle yetiniyor.

Memlekette iş yapmanın zorlukları ile vergilemeden kaynaklı sorunlar birleştiğinde iş ortamının gelişmesi pek de mümkün görünmemektedir. Böylelikle vergi gelirlerinin doğası gereğince artışı da hayal olmaktan öteye gidememektedir.

Örnekleri artırmak o kadar mümkündür ki!

Hülasası, soranlara kahramanımız Paul gibi “cephede her şey yolunda” demek dışında bir seçenek maalesef kalmamaktadır.

Belki de askerlikte olduğu kadar, ticaret yapmakta ve vergi yönetiminde başarılı ve etik olabilsek ülke daha da güzel bir yer olur.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.