Bu aralar Banka finansal yönetimleri yine ve yeniden çok dertliler. Maliyenin yıllardan beri finansal kurumlar özelinde uygulayarak geldiği “siz farklısınız” bakış açısının sonuçları gün geçmiyor ki yeni çekinceli sorun ve sonuçlar üretmesin.
Kurumlar Vergisi beyan döneminin gelmesiyle birlikte bu sorunlardan en geneli ve en carisi de;
V.U.K. Geçici Madde:33’e göre banka ve finans şirketlerinin enflasyon muhasebesinin dışına çıkarılmaları ile buna mukabil V.U.K. Madde:298/A-5 hükmüne göre endekslenmiş değerlerden amortisman ve gider yazabilme imkânının uygulanmasındaki anlaşmazlıklar gibi görünüyor.
Aslında tümcenin ilk kısmı kanun yapanların bakış açısı değişmedikçe kronik olarak kalacak bir durumdan ileri geliyor.
Türk Vergi Hukukunda;
Malumunuz vergi hukukunun temelini Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 73. maddesi oluşturuyor. Bu madde hüküm ve ilkelerine göre;
Vergi, kanunla konulur, değiştirilir, kaldırılır. Vergi adaletli olmalı ve geneli kapsamalıdır. Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.
Bu çerçevede kanun koyucu, farklı sektörler veya mükellef grupları için farklı oranlar belirleyebilir; çünkü mali güç, faaliyet türüne göre farklı tezahür edebilir.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi özelinde ise;
Genel oran kanunda belirlenmekle birlikte Cumhurbaşkanına, belirli sınırlar içinde oranı artırma/azaltma yetkisi verilmiştir.
Buna göre, kanun koyucu bazı sektörler için özel düzenlemeler getirebilir. Netice olarak, sektörün kârlılık yapısı, yoğunluğu, risk durumu, kamu politikası gibi durumlar gözetilerek objektif ve makul gerekçe olması ile benzer durumdakilere aynı, farklı durumlara farklı muamele yapılacak şekilde ve kamu yararına uygun şekilde eşitlik ilkesine aykırı olmamak koşulları ile vergi uygulamaları farklılık gösterebilir.
İşte bu dayanaklarla uzun süreden beri Maliyemiz finansal kurumlara diğer sermaye şirketlerinden farklı uygulamalar getirmektedir. Oransal olarak hükümet ve maliye politikalarına destek veren bazı indirimli oranlar olsa da genel ve kalıcı biçimde daha yüksek kurumlar vergisi oranı uygulanan başlıca sektör finans oldu. Bu konu da tartışmaya açıktır.
Mevzuat Nasıl Düzenlendi?
Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298 inci maddesi ile bu maddeye dayanılarak yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 555) hükümleri çerçevesinde; bankalar ve finans kurumları 2024 hesap döneminde enflasyon muhasebesi kapsamı dışında bırakılmış olmakla birlikte, 2023 yıl sonu itibarıyla enflasyon düzeltmesine tabi tutularak endekslenmiş değerler üzerinden amortisman ve itfa ayrılmaya devam edileceği ve bu tutarların vergi matrahından indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.
Bunu takiben yayımlanan 176 No’lu Vergi Usul Kanunu Sirküleri ile uygulamada ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmış; özellikle 2023 yılından devreden ve 2024 yılında giderleştirilen kalemlerin (amortisman, itfa vb.) nasıl vergisel açıdan değerlendirileceği netleştirilmiş, bazı durumlarda bu giderlerin kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) olarak dikkate alınması gerektiği yönünde idari görüş ortaya konulmuştur.
Bu durum ise uygulamada bankalar ve finans kurumları açısından enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan giderlerin vergisel etkisinin sınırlanmasına yol açmıştır.
Madalyonun İki Yüzü; İki Dava Konusu
Anlaşılacağı üzere madalyonun ön yüzünde, bankalar ve finansal kurumlarının kapsam dışında bırakılması yer alıyor ve Bankalar burada düzenlemenin özüne itiraz ediyorlar.
İtirazlar temelde iki eksende yer alıyor. Birincisi, aynı ekonomide faaliyet gösterilmesine rağmen finansal raporlama ve vergi itibariyle sonuçların farklılaşması nedeniyle, eşitlik ve rekabet ortamını bozulması argümanı. İkincisi ise daha teknik bir argüman olan, enflasyon muhasebesinin “isteğe bağlı bir muhasebe tercihi” değil, ekonomik gerçeklikten kaynaklanan bir düzeltme zorunluluğu başlığı altında uygulamanın yapılmaması nedeniyle kârların şişmesi, gerçekte olmayan vergi yükünün oluşması gibi konular.
İdare bu konuda net bir tavır alarak, Bankaların BDDK düzenlemeleri altında özel muhasebe rejimine tabi olduğu, finansal sistemin istikrarı için Bankaların enflasyon muhasebesi dışı bırakılmalarının teknik bir tercih olduğu ve takdir yetkisi kapsamında olduğunu savunuyor. Bu gibi durumlar için elinin güçlü olduğunu yazımızın başındaki bölüme binaen yorumlamak zaten mümkün görünüyor.
VUK-176/2024-14, Enflasyon Düzeltmesi Uygulaması Hakkındaki Sirküler
Vuk-176 sayılı sirkülerin yayımlanmasından sonra bir cephe daha açıldı. Bu sirkülerde yer alan “Gelecek dönemlere ait giderler” bölümüne ait örnek aşağıdaki gibidir.
“Örnek 9: (YZ) Ltd. Şti. 1/9/2023 tarihinde gelecek yıllara ait olan bir gideri dolayısı ile banka kanalıyla 500.000 TL ödeme yapmıştır. 31/12/2023 tarihli bilançosunda gelecek yıllara ait giderler hesabında 500.000 TL bakiye bulunmaktadır.
Mükellef tarafından, gelecek yıllara ait giderlerin 31/12/2023 tarihli bilançoda enflasyon düzeltmesine tabi tutulması sonucunda yapılacak hesaplama ve muhasebe kaydı şu şekilde olacaktır.
Düzeltme Katsayısı (A / B) = 1,06001
Düzeltilmiş Tutar = 500.000 x 1,06001 = 530.005 TL.
Enflasyon Düzeltme Farkı = 530.005- 500.000 = 30.005 TL.
Diğer taraftan, örnekteki gider hesaplarına aktarılan düzeltme farkı 2023 hesap döneminden kaynaklandığı için gider olarak dikkate alınmayacak, beyannamede kanunen kabul edilmeyen giderler kısmında gösterilecektir.”
“Düzeltme farkı 2023 hesap döneminden kaynaklandığı için gider olarak dikkate alınmayacak” ifadesi yeni cephenin startını verdi. Buna göre, 555 sıra No’lu VUK tebliğinde parasal olmayan değer olarak sınıflanan, gelecek yıllara ait giderler (280 Hesap) hesabında bulunan tutarlar için yapılan endeksleme sonucu oluşacak farkların gider etkileri nötralize edilerek matrahtan indirim yapılması önlenecekti.
Halbuki menkul kıymetler vb. parasal olmayan diğer bilanço kalemleri için endeksleme farklarının giderleştirilmesi kabul edilen bir durumdu. Bu şekilde benzer bir bilanço kaleminin farklı şekilde sonuçlar doğuruyor olması, özellikle de Banka mizanlarında 280 hesapta yer alan maaş promosyonu ödemelerinden kaynaklanan oldukça yüksek tutarlar bulunması nedeniyle kabul edilemezdi. Birçok Banka 2024 Kurumlar Vergisi Beyannamelerini ihtirâzi kayıt ile vererek konuya ilişkin davalar açtılar. Bu davalarda da peşin ödenen giderlerin “parasal olmayan kalem” olduğundan başlayarak, sirküler çıkarmak suretiyle kanuna aykırı uygulamaların gerçekleştirilemeyeceğine kadar bir dizi argüman sunuldu.
Parasal Olmayan Kalem Nedir?
Bu kavram geçtiğimiz iki yıl boyunca muhasebe camiasının gündemindeydi. Bilanço kalemlerinin enflasyona göre değerlemesini yapabilmek üzere durumlarına göre sınıflandırılmasını sağlıyor.
Parasal kalemler olarak sınıflanan kalemler; sabit TL alacak/borç ilişkisi oluşturur, nominal tutarı değişmez ve nakitle ödenir/tahsil edilir.
Parasal olmayan kalemler ise; mal, hizmet, hak gibi değeri enflasyondan etkilenen fiziksel ve/veya ekonomik varlıklardır. Buna göre peşin ödenen giderler hesaplarında takip edilen tutarlar genel tebliğde de parasal olmayan olarak sınıflanmaktadır.
2025 Beyannamesi de Verilmek Üzere
Bilindiği üzere maaş promosyon sözleşmeleri genel olarak 36 aylık periyotlar için düzenleniyor. Bu nedenle de 2023 yılındaki endeksleme farklarından kaynaklanan etki geçtiğimiz yılda da devam etti. Bu nedenle, etkinin devam ettiği dönemler için konunun açıklığa kavuşmaması nedeniyle netameli durum halen devam ediyor ve kurumları açısından negatif sonuçlarla karşılaşmak istemeyen Bankalar yine ihtirâzi kayıt ve dava süreçlerine sığınacak gibi duruyor.
SONUÇ
Enflasyon muhasebesinin uygulaması ertelense de uygulandığı dönemler için ortaya çıkardığı sonuçlar tartışılmaya devam etmektedir.
Dolayısı ile 2023 hesap dönemi için öngördüğü vergisel nötralize, uygulamada özellikle parasal olmayan kalemler üzerinden tartışmalı sonuçlar doğurmuştur. Vergi Usul Kanunu Geçici 33. Madde uyarınca, 2023 yılına ilişkin enflasyon düzeltme farklarının vergi matrahını etkilememesi esası benimsenmiş olsa da bu farkların izleyen dönemlerde gelir veya gider olarak finansal tablolara yansıması farklı vergisel sonuçlar doğurmaktadır.
Stoklar, demirbaşlar ve gayrimenkuller gibi parasal olmayan kıymetlerde düzeltme sonrası oluşan değer artışları, satış maliyeti veya amortisman yoluyla ilerleyen dönemlerde giderleşerek vergi matrahını azaltıcı etki doğururken; peşin ödenen giderlerde benzer bir yaklaşım benimsenmeyerek, idari düzenlemelerle bu giderlerin belirli durumlarda kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) olarak dikkate alınması öngörülmüştür.
Bu farklılaştırmanın dayanağı olarak idarenin, “mükerrer indirim” riskini önleme gerekçesine dayanmakta olduğu ve aynı ekonomik unsurun birden fazla kez vergi matrahını azaltmasının engellenmesi gerektiğini ileri sürdüğü düşünülebilir. Ancak bu yaklaşım hem normlar hiyerarşisi hem de anayasal ilkeler bakımından tartışmalıdır. Zira Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 73 kapsamında vergiye ilişkin yükümlülüklerin ancak kanunla düzenlenebileceği açık olup, sirküler düzeyindeki idari açıklamalarla gider reddi sonucuna ulaşılması kanunilik ilkesini zedeleyebilir.
Yargısal denetimde belirleyici olan temel mesele, enflasyon düzeltmesinin hukuki niteliğinin nasıl yorumlanacağıdır. Eğer yapılan endeksleme yalnızca paranın satın alma gücünü yansıtan teknik bir değerleme olarak kabul edilirse, sonraki dönemlerde ortaya çıkan giderlerin gerçek ekonomik mahiyet taşıdığı ve mükerrer indirim oluşturmadığı sonucuna ulaşılabilir.
Buna karşılık, enflasyon düzeltmesinin başlı başına bir vergisel avantaj doğurduğu kabul edilir ise de idarenin mükerrerlik iddiası güç kazanabilir. Danıştay içtihatlarının genellikle kanunilik ve vergilendirmede gerçek mahiyet ilkelerini öncelediği dikkate alındığında, söz konusu ihtilafların mükellef Bankalar lehine sonuçlanma ihtimali azımsanmayacak düzeydedir.
Ancak, bu gibi konularda davalar açılırken yine de Anayasanın ilgili ilkelerince vergileme yetkisini kullanan Mali İdarenin, mükellef bazlı ya da sektörel olarak farklı uygulamalar yaptırmaya haiz olduğu gerçeğini de göz ardı etmemekte de fayda vardır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Tarık Birtane
Bankalar Ve Ödedikleri Promosyonlar
Bankalar, Ödedikleri Maaş Promosyon Ödemelerinin Enflasyon Endekslemesi Farkını Matrahtan İndirmeli mi?
Bu aralar Banka finansal yönetimleri yine ve yeniden çok dertliler. Maliyenin yıllardan beri finansal kurumlar özelinde uygulayarak geldiği “siz farklısınız” bakış açısının sonuçları gün geçmiyor ki yeni çekinceli sorun ve sonuçlar üretmesin.
Kurumlar Vergisi beyan döneminin gelmesiyle birlikte bu sorunlardan en geneli ve en carisi de;
V.U.K. Geçici Madde:33’e göre banka ve finans şirketlerinin enflasyon muhasebesinin dışına çıkarılmaları ile buna mukabil V.U.K. Madde:298/A-5 hükmüne göre endekslenmiş değerlerden amortisman ve gider yazabilme imkânının uygulanmasındaki anlaşmazlıklar gibi görünüyor.
Aslında tümcenin ilk kısmı kanun yapanların bakış açısı değişmedikçe kronik olarak kalacak bir durumdan ileri geliyor.
Türk Vergi Hukukunda;
Malumunuz vergi hukukunun temelini Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 73. maddesi oluşturuyor. Bu madde hüküm ve ilkelerine göre;
Vergi, kanunla konulur, değiştirilir, kaldırılır. Vergi adaletli olmalı ve geneli kapsamalıdır. Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.
Bu çerçevede kanun koyucu, farklı sektörler veya mükellef grupları için farklı oranlar belirleyebilir; çünkü mali güç, faaliyet türüne göre farklı tezahür edebilir.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi özelinde ise;
Genel oran kanunda belirlenmekle birlikte Cumhurbaşkanına, belirli sınırlar içinde oranı artırma/azaltma yetkisi verilmiştir.
Buna göre, kanun koyucu bazı sektörler için özel düzenlemeler getirebilir. Netice olarak, sektörün kârlılık yapısı, yoğunluğu, risk durumu, kamu politikası gibi durumlar gözetilerek objektif ve makul gerekçe olması ile benzer durumdakilere aynı, farklı durumlara farklı muamele yapılacak şekilde ve kamu yararına uygun şekilde eşitlik ilkesine aykırı olmamak koşulları ile vergi uygulamaları farklılık gösterebilir.
İşte bu dayanaklarla uzun süreden beri Maliyemiz finansal kurumlara diğer sermaye şirketlerinden farklı uygulamalar getirmektedir. Oransal olarak hükümet ve maliye politikalarına destek veren bazı indirimli oranlar olsa da genel ve kalıcı biçimde daha yüksek kurumlar vergisi oranı uygulanan başlıca sektör finans oldu. Bu konu da tartışmaya açıktır.
Mevzuat Nasıl Düzenlendi?
Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298 inci maddesi ile bu maddeye dayanılarak yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 555) hükümleri çerçevesinde; bankalar ve finans kurumları 2024 hesap döneminde enflasyon muhasebesi kapsamı dışında bırakılmış olmakla birlikte, 2023 yıl sonu itibarıyla enflasyon düzeltmesine tabi tutularak endekslenmiş değerler üzerinden amortisman ve itfa ayrılmaya devam edileceği ve bu tutarların vergi matrahından indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.
Bunu takiben yayımlanan 176 No’lu Vergi Usul Kanunu Sirküleri ile uygulamada ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmış; özellikle 2023 yılından devreden ve 2024 yılında giderleştirilen kalemlerin (amortisman, itfa vb.) nasıl vergisel açıdan değerlendirileceği netleştirilmiş, bazı durumlarda bu giderlerin kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) olarak dikkate alınması gerektiği yönünde idari görüş ortaya konulmuştur.
Bu durum ise uygulamada bankalar ve finans kurumları açısından enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan giderlerin vergisel etkisinin sınırlanmasına yol açmıştır.
Madalyonun İki Yüzü; İki Dava Konusu
Anlaşılacağı üzere madalyonun ön yüzünde, bankalar ve finansal kurumlarının kapsam dışında bırakılması yer alıyor ve Bankalar burada düzenlemenin özüne itiraz ediyorlar.
İtirazlar temelde iki eksende yer alıyor. Birincisi, aynı ekonomide faaliyet gösterilmesine rağmen finansal raporlama ve vergi itibariyle sonuçların farklılaşması nedeniyle, eşitlik ve rekabet ortamını bozulması argümanı. İkincisi ise daha teknik bir argüman olan, enflasyon muhasebesinin “isteğe bağlı bir muhasebe tercihi” değil, ekonomik gerçeklikten kaynaklanan bir düzeltme zorunluluğu başlığı altında uygulamanın yapılmaması nedeniyle kârların şişmesi, gerçekte olmayan vergi yükünün oluşması gibi konular.
İdare bu konuda net bir tavır alarak, Bankaların BDDK düzenlemeleri altında özel muhasebe rejimine tabi olduğu, finansal sistemin istikrarı için Bankaların enflasyon muhasebesi dışı bırakılmalarının teknik bir tercih olduğu ve takdir yetkisi kapsamında olduğunu savunuyor. Bu gibi durumlar için elinin güçlü olduğunu yazımızın başındaki bölüme binaen yorumlamak zaten mümkün görünüyor.
VUK-176/2024-14, Enflasyon Düzeltmesi Uygulaması Hakkındaki Sirküler
Vuk-176 sayılı sirkülerin yayımlanmasından sonra bir cephe daha açıldı. Bu sirkülerde yer alan “Gelecek dönemlere ait giderler” bölümüne ait örnek aşağıdaki gibidir.
“Örnek 9: (YZ) Ltd. Şti. 1/9/2023 tarihinde gelecek yıllara ait olan bir gideri dolayısı ile banka kanalıyla 500.000 TL ödeme yapmıştır. 31/12/2023 tarihli bilançosunda gelecek yıllara ait giderler hesabında 500.000 TL bakiye bulunmaktadır.
Mükellef tarafından, gelecek yıllara ait giderlerin 31/12/2023 tarihli bilançoda enflasyon düzeltmesine tabi tutulması sonucunda yapılacak hesaplama ve muhasebe kaydı şu şekilde olacaktır.
Düzeltme Katsayısı (A / B) = 1,06001
Düzeltilmiş Tutar = 500.000 x 1,06001 = 530.005 TL.
Enflasyon Düzeltme Farkı = 530.005- 500.000 = 30.005 TL.
Diğer taraftan, örnekteki gider hesaplarına aktarılan düzeltme farkı 2023 hesap döneminden kaynaklandığı için gider olarak dikkate alınmayacak, beyannamede kanunen kabul edilmeyen giderler kısmında gösterilecektir.”
“Düzeltme farkı 2023 hesap döneminden kaynaklandığı için gider olarak dikkate alınmayacak” ifadesi yeni cephenin startını verdi. Buna göre, 555 sıra No’lu VUK tebliğinde parasal olmayan değer olarak sınıflanan, gelecek yıllara ait giderler (280 Hesap) hesabında bulunan tutarlar için yapılan endeksleme sonucu oluşacak farkların gider etkileri nötralize edilerek matrahtan indirim yapılması önlenecekti.
Halbuki menkul kıymetler vb. parasal olmayan diğer bilanço kalemleri için endeksleme farklarının giderleştirilmesi kabul edilen bir durumdu. Bu şekilde benzer bir bilanço kaleminin farklı şekilde sonuçlar doğuruyor olması, özellikle de Banka mizanlarında 280 hesapta yer alan maaş promosyonu ödemelerinden kaynaklanan oldukça yüksek tutarlar bulunması nedeniyle kabul edilemezdi. Birçok Banka 2024 Kurumlar Vergisi Beyannamelerini ihtirâzi kayıt ile vererek konuya ilişkin davalar açtılar. Bu davalarda da peşin ödenen giderlerin “parasal olmayan kalem” olduğundan başlayarak, sirküler çıkarmak suretiyle kanuna aykırı uygulamaların gerçekleştirilemeyeceğine kadar bir dizi argüman sunuldu.
Parasal Olmayan Kalem Nedir?
Bu kavram geçtiğimiz iki yıl boyunca muhasebe camiasının gündemindeydi. Bilanço kalemlerinin enflasyona göre değerlemesini yapabilmek üzere durumlarına göre sınıflandırılmasını sağlıyor.
Parasal kalemler olarak sınıflanan kalemler; sabit TL alacak/borç ilişkisi oluşturur, nominal tutarı değişmez ve nakitle ödenir/tahsil edilir.
Parasal olmayan kalemler ise; mal, hizmet, hak gibi değeri enflasyondan etkilenen fiziksel ve/veya ekonomik varlıklardır. Buna göre peşin ödenen giderler hesaplarında takip edilen tutarlar genel tebliğde de parasal olmayan olarak sınıflanmaktadır.
2025 Beyannamesi de Verilmek Üzere
Bilindiği üzere maaş promosyon sözleşmeleri genel olarak 36 aylık periyotlar için düzenleniyor. Bu nedenle de 2023 yılındaki endeksleme farklarından kaynaklanan etki geçtiğimiz yılda da devam etti. Bu nedenle, etkinin devam ettiği dönemler için konunun açıklığa kavuşmaması nedeniyle netameli durum halen devam ediyor ve kurumları açısından negatif sonuçlarla karşılaşmak istemeyen Bankalar yine ihtirâzi kayıt ve dava süreçlerine sığınacak gibi duruyor.
SONUÇ
Enflasyon muhasebesinin uygulaması ertelense de uygulandığı dönemler için ortaya çıkardığı sonuçlar tartışılmaya devam etmektedir.
Dolayısı ile 2023 hesap dönemi için öngördüğü vergisel nötralize, uygulamada özellikle parasal olmayan kalemler üzerinden tartışmalı sonuçlar doğurmuştur. Vergi Usul Kanunu Geçici 33. Madde uyarınca, 2023 yılına ilişkin enflasyon düzeltme farklarının vergi matrahını etkilememesi esası benimsenmiş olsa da bu farkların izleyen dönemlerde gelir veya gider olarak finansal tablolara yansıması farklı vergisel sonuçlar doğurmaktadır.
Stoklar, demirbaşlar ve gayrimenkuller gibi parasal olmayan kıymetlerde düzeltme sonrası oluşan değer artışları, satış maliyeti veya amortisman yoluyla ilerleyen dönemlerde giderleşerek vergi matrahını azaltıcı etki doğururken; peşin ödenen giderlerde benzer bir yaklaşım benimsenmeyerek, idari düzenlemelerle bu giderlerin belirli durumlarda kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) olarak dikkate alınması öngörülmüştür.
Bu farklılaştırmanın dayanağı olarak idarenin, “mükerrer indirim” riskini önleme gerekçesine dayanmakta olduğu ve aynı ekonomik unsurun birden fazla kez vergi matrahını azaltmasının engellenmesi gerektiğini ileri sürdüğü düşünülebilir. Ancak bu yaklaşım hem normlar hiyerarşisi hem de anayasal ilkeler bakımından tartışmalıdır. Zira Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 73 kapsamında vergiye ilişkin yükümlülüklerin ancak kanunla düzenlenebileceği açık olup, sirküler düzeyindeki idari açıklamalarla gider reddi sonucuna ulaşılması kanunilik ilkesini zedeleyebilir.
Yargısal denetimde belirleyici olan temel mesele, enflasyon düzeltmesinin hukuki niteliğinin nasıl yorumlanacağıdır. Eğer yapılan endeksleme yalnızca paranın satın alma gücünü yansıtan teknik bir değerleme olarak kabul edilirse, sonraki dönemlerde ortaya çıkan giderlerin gerçek ekonomik mahiyet taşıdığı ve mükerrer indirim oluşturmadığı sonucuna ulaşılabilir.
Buna karşılık, enflasyon düzeltmesinin başlı başına bir vergisel avantaj doğurduğu kabul edilir ise de idarenin mükerrerlik iddiası güç kazanabilir. Danıştay içtihatlarının genellikle kanunilik ve vergilendirmede gerçek mahiyet ilkelerini öncelediği dikkate alındığında, söz konusu ihtilafların mükellef Bankalar lehine sonuçlanma ihtimali azımsanmayacak düzeydedir.
Ancak, bu gibi konularda davalar açılırken yine de Anayasanın ilgili ilkelerince vergileme yetkisini kullanan Mali İdarenin, mükellef bazlı ya da sektörel olarak farklı uygulamalar yaptırmaya haiz olduğu gerçeğini de göz ardı etmemekte de fayda vardır.