SON DAKİKA
Hava Durumu

SUSMA MESELESİ

Yazının Giriş Tarihi: 15.01.2026 16:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.01.2026 16:13

SUSMA MESELESİ
Bazen söylenmeyen şeyler daha çok iz bırakıyor. Kırgınlıkları öylece ortada bırakmak, onu daha görünür yapar. Hiçbir şeyi toparlamadan, içini rahatlatmadan, karşındakinde iz bırakmaya çalışmadan...

,
Çünkü insan hatasını yüzüne haykırdığında değil, onunla başbaşa kaldığında anlıyor.

Çünkü Yokluk, varlıktan daha çok ses çıkarır.

Çünkü en gürültülü şey, hiçbir şey söylememektir.


İnsan ilişkilerinde en çok yankı yapan anlar, çoğu zaman kelimelerin terk ettiği anlardır. Bir bakışın yarım kalması, bir mesajın hiç gelmemesi, konuşulması gereken bir cümlenin boğazda düğümlenip suskunluğa gömülmesi…

Sessizlik, burada yokluk değil; aksine fazlalıktır.


Edebiyat, sessizliğin en ustaca kaydını tutan alandır.


Örneğin Dava’da Josef K.’nın karşılaştığı dehşet, bağıran bir otorite değil, açıklama yapmayan bir sistemdir. Kimse net konuşmaz; herkes susar, geçiştirir, erteler. Bu suskunluk, karakterin ruhunu kemiren bir gürültüye dönüşür.
Benzer bir ağırlığı Yabancı’da Meursault’un duygusal suskunluğunda görürüz. Söylememesi değil, söylememeyi tercih etmesi onu “yabancı” yapar. İlişkilerde de bazen en büyük kopuşlar, dramatik kavgalarla değil; hissedilen ama asla söze dökülmeyen duygularla yaşanır.
“Sessiz insanlarla aynı odada yalnız kalmak” bir ilişki metaforudur aslında.
Virginia Woolf’un Mrs Dalloway’inde karakterler sürekli birlikte görünür ama zihinsel olarak birbirlerinden kilometrelerce uzaktadır. Söylenmeyen düşünceler, bastırılan duygular, toplumsal rollerin arkasına saklanan gerçek hisler…
Franz Kafka, Milena'ya bir mektubunda şöyle der; ''Bütün her şeyi kelimelerle ifade etmek imkansız. Kelimeler sadece okyanusun yüzeyindeki köpüklerdir; asıl derinlik dipteki sessizlikte yatar.''


Bir yandan sessizliğin gücü, diğer yandan konuşulması gerekenlerin mutlaka yüzeye çıkması gerektiği çelişkisinde en doğru kararı, sözlerin ağırlığı belirler.
İşte ilişkilerde de benzer durumlar yaşanır:
Aynı masada oturulur, aynı yatağa girilir, aynı fotoğrafa bakılır ama kelimeler paylaşılmaz. O noktada sessizlik bir korunma biçimi olmaktan çıkar; mesafeye dönüşür.

Susana ve susulana göre değişir iş;
Bazı suskunluklar asildir; bazıları ise kaçak.
Tutunamayanlar’da Selim Işık’ın iç sesiyle kurulan yoğun monologlar, dış dünyaya karşı kurulamayan cümlelerin telafisidir. Konuşamayan insan, yazıya sığınır; ilişkilerde de bazen susan taraf, içten içe çok şey anlatıyordur ama yanlış kişiye, yanlış biçimde.


Burada soru şudur:
Sessizlik bir saygı mı, yoksa duygusal ihmâl mi?
Her ilişki biraz sessizlik içerir. Ama sorun sessizlikte değil; konuşulması gereken yerde susmakta başlar. Çünkü söylenmeyen her cümle, bir gün ilişkiye ağırlık olarak geri döner.
Belki de bu yüzden, ilişkilerde en gürültülü anlar bağırılan anlar değil; birinin susup, diğerinin o sessizliğin içinde kendi kendine konuştuğu anlardır.


Ezcümle; sessizlik kavgaları dizginler, fakat ilişkileri öldürebilir.
“Sessizlik bazen bir cevap değildir; sorunun kendisidir.”

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.