Günlük Tutmak: ''Kişisel Tarihin Edebi Tanıklığı'' yazmışım günlüğüme...
Bu cümle o küçük yaştaki bana mı aitti yoksa bir yerden mi esinlenmiştim bilmiyorum. Fakat beylik laflar etme potansiyeli yüksek bir ergen olduğumu düşünürsek, her şey mümkün görünüyor.
"Sevgili Günlük" Dramasına geçiş yapmadan önce biraz bu işin tarihçesine bakalım da, melankolik imajıma bir damlacık entelektüel tavır damlatalım :)
İnsanoğlunun "buradaydım" deme çabası, mağara duvarlarına bizon çizmekle başladı ama zirve noktasını kilitli, kokulu ve genellikle üzerinde "Private" yazan o küçük defterlerde buldu. Günlük tutmak, aslında her birimizin kendi hayatının başrolünde olduğu, kurgusu biraz dağınık, editörü olmayan o devasa kişisel tarihidir.
Eski Dönemlerin "Vakanüvis" Ciddiyeti:
Eskiden günlük tutmak bir disiplin, bir vakar meselesiydi. Şark’ın tanzimat efendileri ya da Garb’ın aristokratları masanın başına geçtiğinde, sadece karın ağrılarını değil, o günün siyasi iklimini ve felsefi buhranlarını da mürekkebe dökerlerdi.
O dönemlerde birinin günlüğünü ele geçirseniz, muhtemelen "Bugün imparatorluğun bekası için derin endişeler taşıdım ve bir miktar tütün sarf ettim" gibi cümlelerle karşılaşırdınız. Edebiyatçılar için ise günlük, yayınlanmaya hazır bir taslak gibiydi; sanki hepsi ölmeden önce o defterlerin bir gün "Günlükler I: Gençlik Yılları" adıyla basılacağını biliyormuş gibi yazarlardı.
90’lar: Simli Kalemler Ekolü
Gelelim bizim meşhur 90’larımıza... Günlük tutmanın o mistik havasının, neon renkli jel kalemlerle ve kilitli kapaklarla çarpıştığı o büyülü çağa.
90'larda günlük tutmak, edebi bir tanıklıktan ziyade bir güvenlik operasyonuydu. O küçücük anahtar kaybolduğunda yaşanan dram, kütüphanesi yanan İskenderiye halkının acısına denkti.
Giriş: "Sevgili Günlük..." (bizi dinliyormuş gibi bir nezaket).
Gelişme: "Bugün kantinde Ali bana baktı ama sanki bakmadı gibi de yaptı. Merve çok gıcık. Annem yine odanı topla dedi."
Sonuç: Sayfanın altına çizilen kocaman bir kalp ve içine yazılan baş harfler.
O dönemde "kişisel tarih", Walkman’nin pilleri bittiğinde kasetlerin hüznü ve "Taso" koleksiyonunun gidişatı üzerine kuruluydu. Edebi değerimiz, seçtiğimiz sticker'ların kalitesinden ölçülürdü.
Neden Hâlâ Yazıyoruz?
İster 18. yüzyılın mürekkep kokulu kağıtları olsun, ister bugünün dijital not defterleri; günlük tutmak aslında kendimize attığımız bir "Zaman Kapsülü" mesajıdır.
"Günlük, insanın kendisiyle yaptığı en dürüst ve bazen de en utanç verici röportajdır."
Yıllar sonra o sayfaları açtığınızda; eski sevgilinize yazdığınız şiirlerin ne kadar kötü olduğunu görmek canınızı yakabilir ama aynı zamanda o günkü heyecanınızın tazeliğini de başka hiçbir arşivde bulamazsınız. Bellek unutur, zihin çarpıtır ama mürekkep yalan söylemez.
Bugün sosyal medyada her anımızı paylaşıyoruz ama bu bir "tanıklık" değil, daha çok bir "sergileme" sanatı. Oysa günlük, kimsenin bakmadığı o kuytu köşede, kendi tarihimizi kağıda fısıldamaktır.
Eğer hâlâ bir yerlerde kilitli bir defteriniz varsa, ona iyi bakın. Çünkü dünya dönmeye devam ederken, sizin dünyanızın o gün nasıl döndüğünü sadece o biliyor. Tabii birileri o kilidi kırmadıysa...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Rüya Çakır
SEVGİLİ GÜNLÜK
Günlük Tutmak: ''Kişisel Tarihin Edebi Tanıklığı'' yazmışım günlüğüme...
Bu cümle o küçük yaştaki bana mı aitti yoksa bir yerden mi esinlenmiştim bilmiyorum. Fakat beylik laflar etme potansiyeli yüksek bir ergen olduğumu düşünürsek, her şey mümkün görünüyor.
"Sevgili Günlük" Dramasına geçiş yapmadan önce biraz bu işin tarihçesine bakalım da, melankolik imajıma bir damlacık entelektüel tavır damlatalım :)
İnsanoğlunun "buradaydım" deme çabası, mağara duvarlarına bizon çizmekle başladı ama zirve noktasını kilitli, kokulu ve genellikle üzerinde "Private" yazan o küçük defterlerde buldu. Günlük tutmak, aslında her birimizin kendi hayatının başrolünde olduğu, kurgusu biraz dağınık, editörü olmayan o devasa kişisel tarihidir.
Eski Dönemlerin "Vakanüvis" Ciddiyeti:
Eskiden günlük tutmak bir disiplin, bir vakar meselesiydi. Şark’ın tanzimat efendileri ya da Garb’ın aristokratları masanın başına geçtiğinde, sadece karın ağrılarını değil, o günün siyasi iklimini ve felsefi buhranlarını da mürekkebe dökerlerdi.
O dönemlerde birinin günlüğünü ele geçirseniz, muhtemelen "Bugün imparatorluğun bekası için derin endişeler taşıdım ve bir miktar tütün sarf ettim" gibi cümlelerle karşılaşırdınız. Edebiyatçılar için ise günlük, yayınlanmaya hazır bir taslak gibiydi; sanki hepsi ölmeden önce o defterlerin bir gün "Günlükler I: Gençlik Yılları" adıyla basılacağını biliyormuş gibi yazarlardı.
90’lar: Simli Kalemler Ekolü
Gelelim bizim meşhur 90’larımıza... Günlük tutmanın o mistik havasının, neon renkli jel kalemlerle ve kilitli kapaklarla çarpıştığı o büyülü çağa.
90'larda günlük tutmak, edebi bir tanıklıktan ziyade bir güvenlik operasyonuydu. O küçücük anahtar kaybolduğunda yaşanan dram, kütüphanesi yanan İskenderiye halkının acısına denkti.
Giriş: "Sevgili Günlük..." (bizi dinliyormuş gibi bir nezaket).
Gelişme: "Bugün kantinde Ali bana baktı ama sanki bakmadı gibi de yaptı. Merve çok gıcık. Annem yine odanı topla dedi."
Sonuç: Sayfanın altına çizilen kocaman bir kalp ve içine yazılan baş harfler.
O dönemde "kişisel tarih", Walkman’nin pilleri bittiğinde kasetlerin hüznü ve "Taso" koleksiyonunun gidişatı üzerine kuruluydu. Edebi değerimiz, seçtiğimiz sticker'ların kalitesinden ölçülürdü.
Neden Hâlâ Yazıyoruz?
İster 18. yüzyılın mürekkep kokulu kağıtları olsun, ister bugünün dijital not defterleri; günlük tutmak aslında kendimize attığımız bir "Zaman Kapsülü" mesajıdır.
"Günlük, insanın kendisiyle yaptığı en dürüst ve bazen de en utanç verici röportajdır."
Yıllar sonra o sayfaları açtığınızda; eski sevgilinize yazdığınız şiirlerin ne kadar kötü olduğunu görmek canınızı yakabilir ama aynı zamanda o günkü heyecanınızın tazeliğini de başka hiçbir arşivde bulamazsınız. Bellek unutur, zihin çarpıtır ama mürekkep yalan söylemez.
Bugün sosyal medyada her anımızı paylaşıyoruz ama bu bir "tanıklık" değil, daha çok bir "sergileme" sanatı. Oysa günlük, kimsenin bakmadığı o kuytu köşede, kendi tarihimizi kağıda fısıldamaktır.
Eğer hâlâ bir yerlerde kilitli bir defteriniz varsa, ona iyi bakın. Çünkü dünya dönmeye devam ederken, sizin dünyanızın o gün nasıl döndüğünü sadece o biliyor. Tabii birileri o kilidi kırmadıysa...