Günümüz ebeveynlerinin farkında olmadan düştükleri en büyük tuzaklardan biri, hayatlarının merkezine çocuklarını yerleştirmeleridir.
İlgi ve odak çocuğa aşırı yöneltildiğinde, çocuk emek harcamadan elde etmeye alışır ve buna bağımlı hale gelir. Destek gibi görünen bu yaklaşım, aslında çocuğun hayatta kalma reflekslerini zayıflatır; mücadeleci ruhunu köreltir ve onu konfor alanına bağımlı kılar.
Bu tutumun en büyük sakıncalarından biri ise çocuğun, kendisiyle ilgilenen kişileri artık bir birey olarak değil, bir hizmetli ya da araç gibi görmeye başlamasıdır. Daha ileri bir aşamada ise çocuk rol çalmaya başlar. İşte burası, aile bağlarının zedelenmeye, rollerin karışmaya ve ilişkilerin paradoksal bir noktaya sürüklenmeye başladığı yerdir.
Bunu daha somut bir çerçeveyle düşünelim:
Bir çocuk, anne ve babasının rehberliğinde; güven, teslimiyet, sevgi ve saygı ile yoğrularak büyür. Anne ve babayı kalenin surları gibi düşünelim. Çocuk ise o kalenin içinde özgürce koşan, oynayan ve gelişen bir varlık gibidir.
Ancak özellikle postmodern ebeveynlik anlayışında, çocukların özgür düşünceyle büyümesi adına ebeveynler kendi otorite rollerinden geri çekilmektedir. Oysa bu durum çoğu zaman fark edilmeden bir rol işgaline dönüşür.
Çocuk ebeveyn rolünü ihlal etmeye başladığında, anne ve babayı kendi varlığının bir uzantısı gibi algılamaya başlar. Bu algısal bozulma, komut ve rehberlik almaya karşı direnç geliştirmesine neden olur. Çünkü sistem tersine dönmüştür.
İnsan beyni koluna komut verir; kol beyne komut vermez.
Bu noktada çocuk hem ebeveyn rehberliğinden mahrum kalır hem de taşıyamayacağı bir rolün ağırlığını yüklenir. Güç, hak, özgürlük ve özgüven gibi görünen kavramlar, çocuk için zamanla bir yüke dönüşür. Yorulur, huzursuzlaşır; yön duygusunu ve gerçeklik algısını kaybetmeye başlar.
Bu durum çoğu zaman davranışsal belirtilerle kendini gösterir:
Sürekli itiraz, çatışma, direnç, odaklanma sorunları, huzursuzluk ve çevresiyle sağlıklı ilişkiler kurmakta zorlanma.
Bağlanma sorunları yaşayan çocukların önemli bir kısmı, dikkat dağınıklığı, hiperaktivite ya da dürtüsellik gibi klinik etiketler alabilmektedir. Oysa bu durumların büyük bir bölümü, 0–3 yaş bağlanma sürecinin sağlıklı kurulamamış olmasından ve benlik algısının bu zeminde yeterince yapılandırılamamasından kaynaklanır.
İlgi zehirlenmesi dediğimiz durum; hem ebeveynin rol sınırlarını kaybetmesinden hem de çocuğun doğal bir benlik merkezi geliştirme fırsatı bulamamasından doğar.
Bir aslanın önüne sürekli et koymak, onun gücünü yok saymak olduğu kadar doğal reflekslerini de köreltir. Tabiatına aykırı yaşayan bir aslan zamanla uyuşur, sıkılır ve içsel canlılığını kaybeder.
Çocukların hayatını her alanda kolaylaştırmaya çalışmak, onların doğal içgüdülerini zayıflatır. Rolünüzü dahi teslim edecek ölçüde yoğun ilgi göstermek ise çocukla kurulan bağın köklerini zayıflatır ve gücün akış yönünü tersine çevirir.
Çocuğa verilebilecek en büyük hediye kolay bir hayat değil, hayatla baş edebilecek bir karakterdir.
Psikolog Hanife KOŞAR
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hanife Koşar
İlgi Zehirlenmesi
İlgi Zehirlenmesi
Günümüz ebeveynlerinin farkında olmadan düştükleri en büyük tuzaklardan biri, hayatlarının merkezine çocuklarını yerleştirmeleridir.
İlgi ve odak çocuğa aşırı yöneltildiğinde, çocuk emek harcamadan elde etmeye alışır ve buna bağımlı hale gelir. Destek gibi görünen bu yaklaşım, aslında çocuğun hayatta kalma reflekslerini zayıflatır; mücadeleci ruhunu köreltir ve onu konfor alanına bağımlı kılar.
Bu tutumun en büyük sakıncalarından biri ise çocuğun, kendisiyle ilgilenen kişileri artık bir birey olarak değil, bir hizmetli ya da araç gibi görmeye başlamasıdır. Daha ileri bir aşamada ise çocuk rol çalmaya başlar. İşte burası, aile bağlarının zedelenmeye, rollerin karışmaya ve ilişkilerin paradoksal bir noktaya sürüklenmeye başladığı yerdir.
Bunu daha somut bir çerçeveyle düşünelim:
Bir çocuk, anne ve babasının rehberliğinde; güven, teslimiyet, sevgi ve saygı ile yoğrularak büyür. Anne ve babayı kalenin surları gibi düşünelim. Çocuk ise o kalenin içinde özgürce koşan, oynayan ve gelişen bir varlık gibidir.
Ancak özellikle postmodern ebeveynlik anlayışında, çocukların özgür düşünceyle büyümesi adına ebeveynler kendi otorite rollerinden geri çekilmektedir. Oysa bu durum çoğu zaman fark edilmeden bir rol işgaline dönüşür.
Çocuk ebeveyn rolünü ihlal etmeye başladığında, anne ve babayı kendi varlığının bir uzantısı gibi algılamaya başlar. Bu algısal bozulma, komut ve rehberlik almaya karşı direnç geliştirmesine neden olur. Çünkü sistem tersine dönmüştür.
İnsan beyni koluna komut verir; kol beyne komut vermez.
Bu noktada çocuk hem ebeveyn rehberliğinden mahrum kalır hem de taşıyamayacağı bir rolün ağırlığını yüklenir. Güç, hak, özgürlük ve özgüven gibi görünen kavramlar, çocuk için zamanla bir yüke dönüşür. Yorulur, huzursuzlaşır; yön duygusunu ve gerçeklik algısını kaybetmeye başlar.
Bu durum çoğu zaman davranışsal belirtilerle kendini gösterir:
Sürekli itiraz, çatışma, direnç, odaklanma sorunları, huzursuzluk ve çevresiyle sağlıklı ilişkiler kurmakta zorlanma.
Bağlanma sorunları yaşayan çocukların önemli bir kısmı, dikkat dağınıklığı, hiperaktivite ya da dürtüsellik gibi klinik etiketler alabilmektedir. Oysa bu durumların büyük bir bölümü, 0–3 yaş bağlanma sürecinin sağlıklı kurulamamış olmasından ve benlik algısının bu zeminde yeterince yapılandırılamamasından kaynaklanır.
İlgi zehirlenmesi dediğimiz durum; hem ebeveynin rol sınırlarını kaybetmesinden hem de çocuğun doğal bir benlik merkezi geliştirme fırsatı bulamamasından doğar.
Bir aslanın önüne sürekli et koymak, onun gücünü yok saymak olduğu kadar doğal reflekslerini de köreltir. Tabiatına aykırı yaşayan bir aslan zamanla uyuşur, sıkılır ve içsel canlılığını kaybeder.
Çocukların hayatını her alanda kolaylaştırmaya çalışmak, onların doğal içgüdülerini zayıflatır. Rolünüzü dahi teslim edecek ölçüde yoğun ilgi göstermek ise çocukla kurulan bağın köklerini zayıflatır ve gücün akış yönünü tersine çevirir.
Çocuğa verilebilecek en büyük hediye kolay bir hayat değil, hayatla baş edebilecek bir karakterdir.
Psikolog Hanife KOŞAR