Çünkü içinde kendinden bile daha değerli bir canlının gelişine hazırlanıyordur.
Aşk da böyledir.
Bir yaratım alanıdır.
Ruhsal dalgalanmalar hastalığın değil, dönüşümün habercisidir.
Acı, iltihabın değil, doğumun sancısıdır.
Abartı, hayal dünyasının taşkınlığı değil; eski algıların çözülüp yeni bir bilinç düzeyine güncellenmesidir.
Aşk yalnızca kadın–erkek ilişkisine indirgenemez.
Meslek aşkı vardır.
Evlat aşkı vardır.
Yaşam aşkı vardır.
Aşk hâlinde yaşayan bir medeniyetin ruhsal doyumu, enerjisi ve yönü; mevcut sistemlerle kıyaslanamaz.
Yapay zekânın üretemeyeceği kaynakların başında ruh gelir.
Ancak insanlar ruhlarıyla bağlarını yitirdikçe, her derin etkileşim travmaya dönüşmeye başladı.
Kimse kimseyi, hatta hiçbir şeyi taşıyacak gücü kendinde bulamaz oldu.
Oysa ruhsal hazineler, zorluklarla mücadele etmek için vardır.
İnsanın, her gerçekliğin karşısında kendi suretini görebilmesi içindir.
Ve aşk, bu anlamda canlı bir aynadır.
Sadece sizi kendinize yansıtmaz;
karşınızdakinin hazinelerini görebilme keskinliğini de artırır.
Kendinize kör kaldığınız toksinleri yüzeye çıkarır, ifşa eder.
Aşk bir hastalık değil, bir hediyedir.
Hiçbir terapinin sağlayamayacağı kadar doğal bir kimyasal reaksiyon,
ve sihirli bir simyasal dönüşümdür.
Gerçekliğe nereden baktığınız, neye odaklandığınız ve neyi yücelttiğiniz;
zihninizin yolculuk kapasitesini ya da kaçış biçimini belirler.
Aşkı hastalık olarak görmek;
getirdiği sofistike müfredatın altından ustalıkla kalkmak yerine,
tezini tamamen çöpe atarak sorumluluğundan kaçmaktır.
Oysa ilahi bir çağrıyı aynı atık sepetine bırakmak, büyük bir ihmâl ve ziyan değil de nedir?
Aşk, hastalık değil; ruhsal özgürlüğünüze giden yolda size köprü oluşturan sırlarla dolu bir geçittir. Sizi kendi ustalık eserinize dönüştürecek deneyimdir.
Bir gün bilim, simyanın yasalarını incelikle keşfettiğinde bu çıkarımından vazgeçecek fakat bunun için kimseden özür dilemeyecek.
Ama siz o güne kadar, bu algının gölgesinde kutsal yolculuğunuza ihanet etmeyin.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hanife Koşar
Aşk Bir Hastalık Mıdır?
Aşk Bir Hastalık mıdır Gerçekten?
Bilim, aşkı hastalık olarak tanımlayalı birkaç yıl oldu.
Peki… gerçekten öyle mi?
Aşkı hastalıklı bulmak, hayatı anlamsız bulmakla eşdeğerdir.
Zira aşk, her boyutuyla bir dönüşümdür; ruhun evriminin ana mekanizmasıdır.
Aşkı hastalık olarak tanımlayan bilim insanlarının aklından çok, yüreğinden şüphe ederim.
Bu bakış, insanı robotlaştırır.
İnsanın doğal simyasını yok sayar.
Güçlü ve kaotik duyguların ardındaki gizemi inkâr eder, yargılar.
Çağımızda pek çok yenilik, insanın ruhundan nasıl uzaklaşabileceğine hizmet eder hâle geldi. Bunun bilinçli bir politika olduğunu düşünmemek zor.
Ancak sınırları fazlasıyla zorlanan her şey, bir gün varoluşsal bir isyanla “dur” der.
Aşkı hastalık olarak tanımlayan kriterler arasında;
vücudun verdiği fizyolojik tepkilerin farklılığı, aşırılığı, gerçek dışılığı ve geçiciliği yer alır.
Oysa hamilelikte de beden değişir.
Mide bulanır, karın şişer, duygusal hassasiyet artar.
Vücut stabil değildir; esnektir, hummalıdır.
Çünkü içinde kendinden bile daha değerli bir canlının gelişine hazırlanıyordur.
Aşk da böyledir.
Bir yaratım alanıdır.
Ruhsal dalgalanmalar hastalığın değil, dönüşümün habercisidir.
Acı, iltihabın değil, doğumun sancısıdır.
Abartı, hayal dünyasının taşkınlığı değil; eski algıların çözülüp yeni bir bilinç düzeyine güncellenmesidir.
Aşk yalnızca kadın–erkek ilişkisine indirgenemez.
Meslek aşkı vardır.
Evlat aşkı vardır.
Yaşam aşkı vardır.
Aşk hâlinde yaşayan bir medeniyetin ruhsal doyumu, enerjisi ve yönü; mevcut sistemlerle kıyaslanamaz.
Yapay zekânın üretemeyeceği kaynakların başında ruh gelir.
Ancak insanlar ruhlarıyla bağlarını yitirdikçe, her derin etkileşim travmaya dönüşmeye başladı.
Kimse kimseyi, hatta hiçbir şeyi taşıyacak gücü kendinde bulamaz oldu.
Oysa ruhsal hazineler, zorluklarla mücadele etmek için vardır.
İnsanın, her gerçekliğin karşısında kendi suretini görebilmesi içindir.
Ve aşk, bu anlamda canlı bir aynadır.
Sadece sizi kendinize yansıtmaz;
karşınızdakinin hazinelerini görebilme keskinliğini de artırır.
Kendinize kör kaldığınız toksinleri yüzeye çıkarır, ifşa eder.
Aşk bir hastalık değil, bir hediyedir.
Hiçbir terapinin sağlayamayacağı kadar doğal bir kimyasal reaksiyon,
ve sihirli bir simyasal dönüşümdür.
Gerçekliğe nereden baktığınız, neye odaklandığınız ve neyi yücelttiğiniz;
zihninizin yolculuk kapasitesini ya da kaçış biçimini belirler.
Aşkı hastalık olarak görmek;
getirdiği sofistike müfredatın altından ustalıkla kalkmak yerine,
tezini tamamen çöpe atarak sorumluluğundan kaçmaktır.
Oysa ilahi bir çağrıyı aynı atık sepetine bırakmak, büyük bir ihmâl ve ziyan değil de nedir?
Aşk, hastalık değil; ruhsal özgürlüğünüze giden yolda size köprü oluşturan sırlarla dolu bir geçittir. Sizi kendi ustalık eserinize dönüştürecek deneyimdir.
Bir gün bilim, simyanın yasalarını incelikle keşfettiğinde bu çıkarımından vazgeçecek fakat bunun için kimseden özür dilemeyecek.
Ama siz o güne kadar, bu algının gölgesinde kutsal yolculuğunuza ihanet etmeyin.