ABD, küresel tahakküm hırsını demokrasi ve özgürlük ambalajıyla dünyaya pazarlamaya devam ediyor. Ancak Cenk Kalesi’nden Ebu Gureyb’e, Irak’tan Gazze’ye uzanan kanlı sicil, bu iddiaların koca bir yalandan ibaret olduğunu kanıtlıyor. Peki, Washington’un kontrollü değişim stratejisinin arkasında hangi kirli planlar yatıyor? İşte sömürgeci gücün maskesini düşüren o çarpıcı analiz...
Bugüne dek yeryüzünde görülmemiş bir tahakküm hırsıyla hareket eden; sadece coğrafyaları sömürmekle yetinmeyip, atmosferi dahi kirleterek insanlığın geleceğini ipotek altına alan bir güç, bugün bizden emperyalist iştahından vazgeçtiğine inanmamızı bekliyor. Modern sömürgeciliğin bu yeni sürümünde, artık despotik rejimlerin değil, halkların iradesinin yanında olduklarını iddia ediyorlar. Emperyalizm olgusunun genetik kodlarını bilenler için bu iddia, ancak acı bir tebessümle karşılanacak bir yutturmacadır.
Gelin, bu demokrasi ambalajlı zehrin içindeki gerçeklere, o meşhur Washington vitrininin arkasına bakalım.
Hafıza Tazeleme: Özgürlük mü, Vahşet mi?
Bugün insan hakları dersi vermeye kalkanların İslam dünyasına vaat ettiği özgürlüğün asli mahiyetini anlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok. Tarih değil, adeta bir suç mahalli gibi duran yakın geçmişe bir bakın:
• Gazze’de çocukların üzerine yağan bombalara verilen lojistik destek,
• Ebu Gureyb ve Guantanamo’nun o karanlık dehlizlerindeki hukuksuzluklar...
Bu fotoğraflara bakmadan ABD’nin halkların kaderi konusundaki samimiyetine inanmak, saflıktan öte, düpedüz bir akıl tutulmasıdır.
Strateji Değişti, Hedef Aynı: Genişletilmiş Kaos Projesi
Irak bataklığından sonra maliyeti yüksek doğrudan müdahaleler yerine, artık daha sinsi araçlar devrede. Bir dönem Büyük Ortadoğu Projesi olarak pazarlanan, sonra ismi değişse de özü baki kalan plan; bölgenin özgürleşmesi değil, Batı karşıtı ve anti-emperyalist direnç odaklarının tasfiye edilmesidir.
Bugün İran ve Suriye gibi merkezlerin hem uluslararası kuşatmalarla hem de içeriden kaşınan toplumsal fay hatlarıyla sıkıştırılması, bu projenin bir parçasıdır. Silahlı postalların yerini dijital operasyonlar, ekonomik suikastlar ve kontrollü kaos stratejileri almıştır.
İşbirlikçi Despotlarla Dans
ABD’nin çıkarlarıyla uyumlu hareket eden ama halkını demir yumrukla yöneten rejimlere karşı takınılan tavır ise tam bir ikiyüzlülük örneğidir. Mısır’daki askeri yapıya, Suudi hanedanına veya bölgedeki diğer monarşilerle kurulan ilişkideki demokrasi vurguları, sadece bir halkla ilişkiler çalışmasıdır.
Washington bu rejimlerin devrilmesini değil, aksine daha kullanışlı ve modern görünümlü hale gelmesini hedefler. Arada bir muhalif isimlere göz kırpılması veya reform tavsiyelerinde bulunulması, köklü bir politika değişikliği değil; patlamaya hazır toplumsal basıncı düşürmeye yönelik bir emniyet sibobudur. Amaç, iktidarın kontrol dışı güçlerin eline geçmesini engellemek ve sömürü düzenini kontrollü bir değişim maskesiyle sürdürmektir.
Son Söz: İmparatorluğun Kirli Mirası
Bugün Ukrayna’dan Gazze’ye, Tayvan Boğazı’ndan Afrika’nın derinliklerine kadar her yerde aynı yalan denizi dalgalanıyor. Kendi refahını dünyanın geri kalanının kanı ve gözyaşı üzerine inşa eden bir yapının, insanlığın geleceği için kaygılanması eşyanın tabiatına aykırıdır.
Gerçek şu ki; emperyalizm doğası gereği özgürlük veremez, sadece zincirlerin şeklini değiştirir. Bizlere düşen, bu illüzyonun karşısında hakikatin sesini yükseltmek ve bu devasa yalan imparatorluğunun maskesini her fırsatta düşürmektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gültekin Kutsal
Vahşetin Mimarı, Demokrasinin Havarisi: ABD’nin Kanlı Maskesi Düştü!
ABD, küresel tahakküm hırsını demokrasi ve özgürlük ambalajıyla dünyaya pazarlamaya devam ediyor. Ancak Cenk Kalesi’nden Ebu Gureyb’e, Irak’tan Gazze’ye uzanan kanlı sicil, bu iddiaların koca bir yalandan ibaret olduğunu kanıtlıyor. Peki, Washington’un kontrollü değişim stratejisinin arkasında hangi kirli planlar yatıyor? İşte sömürgeci gücün maskesini düşüren o çarpıcı analiz...
Bugüne dek yeryüzünde görülmemiş bir tahakküm hırsıyla hareket eden; sadece coğrafyaları sömürmekle yetinmeyip, atmosferi dahi kirleterek insanlığın geleceğini ipotek altına alan bir güç, bugün bizden emperyalist iştahından vazgeçtiğine inanmamızı bekliyor. Modern sömürgeciliğin bu yeni sürümünde, artık despotik rejimlerin değil, halkların iradesinin yanında olduklarını iddia ediyorlar. Emperyalizm olgusunun genetik kodlarını bilenler için bu iddia, ancak acı bir tebessümle karşılanacak bir yutturmacadır.
Gelin, bu demokrasi ambalajlı zehrin içindeki gerçeklere, o meşhur Washington vitrininin arkasına bakalım.
Hafıza Tazeleme: Özgürlük mü, Vahşet mi?
Bugün insan hakları dersi vermeye kalkanların İslam dünyasına vaat ettiği özgürlüğün asli mahiyetini anlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok. Tarih değil, adeta bir suç mahalli gibi duran yakın geçmişe bir bakın:
• Gazze’de çocukların üzerine yağan bombalara verilen lojistik destek,
• Cenk Kalesi’ndeki o vahşi katliam,
• Şibirgan’da konteynırlara istiflenerek nefessiz bırakılan yüzlerce esir,
• Ebu Gureyb ve Guantanamo’nun o karanlık dehlizlerindeki hukuksuzluklar...
Bu fotoğraflara bakmadan ABD’nin halkların kaderi konusundaki samimiyetine inanmak, saflıktan öte, düpedüz bir akıl tutulmasıdır.
Strateji Değişti, Hedef Aynı: Genişletilmiş Kaos Projesi
Irak bataklığından sonra maliyeti yüksek doğrudan müdahaleler yerine, artık daha sinsi araçlar devrede. Bir dönem Büyük Ortadoğu Projesi olarak pazarlanan, sonra ismi değişse de özü baki kalan plan; bölgenin özgürleşmesi değil, Batı karşıtı ve anti-emperyalist direnç odaklarının tasfiye edilmesidir.
Bugün İran ve Suriye gibi merkezlerin hem uluslararası kuşatmalarla hem de içeriden kaşınan toplumsal fay hatlarıyla sıkıştırılması, bu projenin bir parçasıdır. Silahlı postalların yerini dijital operasyonlar, ekonomik suikastlar ve kontrollü kaos stratejileri almıştır.
İşbirlikçi Despotlarla Dans
ABD’nin çıkarlarıyla uyumlu hareket eden ama halkını demir yumrukla yöneten rejimlere karşı takınılan tavır ise tam bir ikiyüzlülük örneğidir. Mısır’daki askeri yapıya, Suudi hanedanına veya bölgedeki diğer monarşilerle kurulan ilişkideki demokrasi vurguları, sadece bir halkla ilişkiler çalışmasıdır.
Washington bu rejimlerin devrilmesini değil, aksine daha kullanışlı ve modern görünümlü hale gelmesini hedefler. Arada bir muhalif isimlere göz kırpılması veya reform tavsiyelerinde bulunulması, köklü bir politika değişikliği değil; patlamaya hazır toplumsal basıncı düşürmeye yönelik bir emniyet sibobudur. Amaç, iktidarın kontrol dışı güçlerin eline geçmesini engellemek ve sömürü düzenini kontrollü bir değişim maskesiyle sürdürmektir.
Son Söz: İmparatorluğun Kirli Mirası
Bugün Ukrayna’dan Gazze’ye, Tayvan Boğazı’ndan Afrika’nın derinliklerine kadar her yerde aynı yalan denizi dalgalanıyor. Kendi refahını dünyanın geri kalanının kanı ve gözyaşı üzerine inşa eden bir yapının, insanlığın geleceği için kaygılanması eşyanın tabiatına aykırıdır.
Gerçek şu ki; emperyalizm doğası gereği özgürlük veremez, sadece zincirlerin şeklini değiştirir. Bizlere düşen, bu illüzyonun karşısında hakikatin sesini yükseltmek ve bu devasa yalan imparatorluğunun maskesini her fırsatta düşürmektir.