Bir yanda Ramazan Bayramı’nın ikinci günü.
Diğer yanda Türk'ün bayramı Nevruz.
Normal şartlarda bu tarih, bayramların üst üste geldiği, insanların bir araya geldiği, en azından birkaç günlüğüne acıların geri plana itildiği bir gün olmalıydı.
Ama olmadı.
Diyarbakır’da yapılan Nevruz kutlamalarında ortaya çıkan görüntüler, bu ülkede bayram denilen şeyin herkes için aynı anlamı taşımadığını bir kez daha gösterdi. TUSAŞ saldırısını gerçekleştiren teröristlerin fotoğrafları açıldı, terörist elebaşı, bebek katili Abdullah Öcalan’ın mesajları okundu.
Ama mesele sadece birkaç fotoğraf ya da birkaç slogan değil.
Nevruz adı altında yapılan kutlamalarda, terör örgütü PKK lehine atılan sloganlar, açılan bayraklar ve verilen görüntüler, çok daha büyük bir sorunun işaretiydi: Bir terör örgütünün, barış söylemi üzerinden kendisini yeniden meşrulaştırma çabası.
Üstelik bunu yaparken sanki bu ülkenin hafızası yokmuş gibi davranılıyor.
Sanki yıllardır binlerce insan bu örgüt tarafından öldürülmemiş gibi.
Sanki şehirlerde, yollarda, karakollarda, dağlarda, sınırlarda, üniversitelerde hayatını kaybeden insanlar hiç olmamış gibi.
Sanki acılar geride kalmış, yaklaşık 50 bin insanımız şehit edilmemiş ve her şey normalleşmiş gibi bir hava oluşturulmaya çalışılıyor.
Oysa gerçek bu kadar basit değil.
TUSAŞ saldırısı 2024’te gerçekleşti. Aradan zaman geçmiş olabilir ama o saldırıda hayatını kaybedenlerin aileleri için hiçbir şey geçmiş değil.
Ve bayram günü, o saldırıyı gerçekleştirenlerin fotoğraflarının bir meydanda açılması, bu ülkenin hafızasına da yapılmış açık bir ihanettir.
Şimdi sormak gerekiyor:
Bu nasıl bayram?
Bir şehit ailesi o gün televizyonu açtığında ne hissetti?
Evladını toprağa vermiş bir anne, bayram sabahı bu görüntülerle karşılaştığında ne düşündü?
Bayram dediğimiz şey biraz da acının ortaklaşa hafifletilmesi değil miydi?
Ama burada tam tersi yapıldı.
Acı, bayram günü yeniden üretildi.
Üstelik bunu yapanlar, bunu saklama ihtiyacı bile duymadı.
Çünkü artık ortada başka bir durum var:
Bir terör örgütü, barış ve süreç söylemleri üzerinden kendisine alan açıyor, sembollerini görünür kılıyor ve bunu giderek daha rahat bir şekilde yapabiliyor.
Ve bu noktada asıl sorulması gereken soru da şu:
Bu alan nasıl açıldı?
Bu zemin nasıl oluştu?
Bu salt bir güvenlik zafiyeti değil. Bu, doğrudan siyasi tercihlerin sonucudur. Bir süredir çözüm adı altında yürütülen politikalar, terörü yok etmek yerine ona adeta meşruiyet alanı açan bir zemine dönüşmüştür.
Sorun çözülmediği gibi, dil değişti.
Terör, terör olarak anılmamaya;
örgüt, örgüt olarak görülmemeye;
suç, siyasi tartışmanın bir parçasıymış gibi sunulmaya başlandı.
Bunun sonucu da bugün karşımıza çıkan tablo oldu.
Bayram günü, bir meydanda, bir terör örgütünün sembollerinin dolaşabildiği bir Türkiye.
Orada açık bir problem vardır.
Ve o problem, iktidarın "Terörsüz Türkiye" adı altında terörü normalleştirmesiyle ve sessiz kalarak alan açmasıyla kendince çözülüyor. Ama yanlış yöntemle, halkın acısı üzerinden.
Bugün Diyarbakır’da o pankartlar açılıp, o mesajlar okunurken, bedelini de yine Türk milleti ve şehit yakınları ödüyor.
Bu gidişle bayram, terörün kendisini meşrulaştırmasına kılıf haline getirilecek.
Ve yine bayram, bayram olma özelliğini kaybetmiş; içi boşaltılmış bir gösteriden ibaret olacaktır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Aslıhan Elibol
Sessizliğin Bedeli: Bayramda Terör Gölgeleri
Bir yanda Ramazan Bayramı’nın ikinci günü.
Diğer yanda Türk'ün bayramı Nevruz.
Normal şartlarda bu tarih, bayramların üst üste geldiği, insanların bir araya geldiği, en azından birkaç günlüğüne acıların geri plana itildiği bir gün olmalıydı.
Ama olmadı.
Diyarbakır’da yapılan Nevruz kutlamalarında ortaya çıkan görüntüler, bu ülkede bayram denilen şeyin herkes için aynı anlamı taşımadığını bir kez daha gösterdi. TUSAŞ saldırısını gerçekleştiren teröristlerin fotoğrafları açıldı, terörist elebaşı, bebek katili Abdullah Öcalan’ın mesajları okundu.
Ama mesele sadece birkaç fotoğraf ya da birkaç slogan değil.
Nevruz adı altında yapılan kutlamalarda, terör örgütü PKK lehine atılan sloganlar, açılan bayraklar ve verilen görüntüler, çok daha büyük bir sorunun işaretiydi: Bir terör örgütünün, barış söylemi üzerinden kendisini yeniden meşrulaştırma çabası.
Üstelik bunu yaparken sanki bu ülkenin hafızası yokmuş gibi davranılıyor.
Sanki yıllardır binlerce insan bu örgüt tarafından öldürülmemiş gibi.
Sanki şehirlerde, yollarda, karakollarda, dağlarda, sınırlarda, üniversitelerde hayatını kaybeden insanlar hiç olmamış gibi.
Sanki acılar geride kalmış, yaklaşık 50 bin insanımız şehit edilmemiş ve her şey normalleşmiş gibi bir hava oluşturulmaya çalışılıyor.
Oysa gerçek bu kadar basit değil.
TUSAŞ saldırısı 2024’te gerçekleşti. Aradan zaman geçmiş olabilir ama o saldırıda hayatını kaybedenlerin aileleri için hiçbir şey geçmiş değil.
Ve bayram günü, o saldırıyı gerçekleştirenlerin fotoğraflarının bir meydanda açılması, bu ülkenin hafızasına da yapılmış açık bir ihanettir.
Şimdi sormak gerekiyor:
Bu nasıl bayram?
Bir şehit ailesi o gün televizyonu açtığında ne hissetti?
Evladını toprağa vermiş bir anne, bayram sabahı bu görüntülerle karşılaştığında ne düşündü?
Bayram dediğimiz şey biraz da acının ortaklaşa hafifletilmesi değil miydi?
Ama burada tam tersi yapıldı.
Acı, bayram günü yeniden üretildi.
Üstelik bunu yapanlar, bunu saklama ihtiyacı bile duymadı.
Çünkü artık ortada başka bir durum var:
Bir terör örgütü, barış ve süreç söylemleri üzerinden kendisine alan açıyor, sembollerini görünür kılıyor ve bunu giderek daha rahat bir şekilde yapabiliyor.
Ve bu noktada asıl sorulması gereken soru da şu:
Bu alan nasıl açıldı?
Bu zemin nasıl oluştu?
Bu salt bir güvenlik zafiyeti değil. Bu, doğrudan siyasi tercihlerin sonucudur. Bir süredir çözüm adı altında yürütülen politikalar, terörü yok etmek yerine ona adeta meşruiyet alanı açan bir zemine dönüşmüştür.
Sorun çözülmediği gibi, dil değişti.
Terör, terör olarak anılmamaya;
örgüt, örgüt olarak görülmemeye;
suç, siyasi tartışmanın bir parçasıymış gibi sunulmaya başlandı.
Bunun sonucu da bugün karşımıza çıkan tablo oldu.
Bayram günü, bir meydanda, bir terör örgütünün sembollerinin dolaşabildiği bir Türkiye.
Orada açık bir problem vardır.
Ve o problem, iktidarın "Terörsüz Türkiye" adı altında terörü normalleştirmesiyle ve sessiz kalarak alan açmasıyla kendince çözülüyor. Ama yanlış yöntemle, halkın acısı üzerinden.
Bugün Diyarbakır’da o pankartlar açılıp, o mesajlar okunurken, bedelini de yine Türk milleti ve şehit yakınları ödüyor.
Bu gidişle bayram, terörün kendisini meşrulaştırmasına kılıf haline getirilecek.
Ve yine bayram, bayram olma özelliğini kaybetmiş; içi boşaltılmış bir gösteriden ibaret olacaktır.