Lidere Değil, Lidere Bile Sınır Çizen Kurallara İhtiyacımız Var
Yazının Giriş Tarihi: 25.01.2026 10:37
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.01.2026 10:38
Bugün herkes aynı soruyu soruyor: Türkiye bölgesel lider olur mu? Olmalı mı? Buna ihtiyacımız var mı? Sorunun kendisi cazip, hatta gurur okşayıcı. Ama asıl mesele bu değil. Asıl soru şu: Liderlik konuştuğumuz bir dünyada kural diye bir şey kaldı mı?
Çünkü içinde bulunduğumuz tablo, lider eksikliğinden çok, kuralsızlığın normalleştiği bir tabloyu gösteriyor. Orta Doğu’dan Karayipler’e, Avrupa’dan Güney Amerika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada krizler çözülmüyor, sadece yer değiştiriyor. Ateşkesler imzalanıyor ama kimse uymuyor. Anlaşmalar yapılıyor ama kimse ciddiye almıyor. Uluslararası sistem artık kriz üreten ama kriz çözmeyen bir mekanizma gibi çalışıyor.
Suriye buna en güncel örnek. Yıllardır sahada olan aktörler değişiyor, masalar kuruluyor, haritalar çiziliyor ama temel sorun yerinde duruyor. SDG anlaşmaya yanaşmıyor, merkezi otorite güçsüz, dış aktörler kendi gündemlerini dayatıyor. Ortada liderlik iddiası çok ama bağlayıcı bir düzen yok. Kimse kimseye hesap vermiyor.
İsrail meselesi de farklı değil. Ateşkes ilan ediliyor, ardından ihlâl ediliyor. Bir daha ateşkes, bir daha ihlâl... Uluslararası hukuk devrede mi? Kâğıt üzerinde evet. Sahada hayır. Çünkü yaptırım yok. Çünkü kurallar güçlüler için bağlayıcı değil, zayıflar içinse zaten anlamsız.
Bu tablo sadece Orta Doğu’ya özgü de değil. Trump’ın Grönland’a kafayı takması, Venezuela devlet başkanının fiilen kaçırılması, Ukrayna’da savaşın kronikleşmesi… Bunların hiçbiri eski dünyanın istisnası değil, yeni dünyanın normali. Uluslararası sistem artık bir hakem değil, çoğu zaman tribünde olan, çoğu zaman da maçı izlemekle yetinen bir yapı.
İşte tam bu noktada bölgesel liderlik tartışması anlamını yitiriyor. Çünkü liderlik dediğiniz şey, bir düzenin içinde anlam kazanır. Kuralın olmadığı yerde liderlik, en fazla güç gösterisine dönüşür. Güç gösterisi ise kısa vadede alkış toplar, uzun vadede yeni krizler üretir.
Türkiye’nin durduğu yer tam olarak burası. Evet, Türkiye askeri kapasitesiyle, diplomatik ağıyla, krizlere müdahil olma kabiliyetiyle bölgesel bir aktör. Ama mesele aktör olmak değil, oyunun kurallarının ne olduğu. Eğer oyun kuralsızsa, liderlik iddiası sadece yeni bir yük demektir.
Bugün Orta Doğu’da ihtiyaç duyulan şey yeni bir lider mi, yoksa asgari bir düzen mi? Bu soru bilinçli olarak atlanıyor. Çünkü düzen konuşmak zahmetlidir, liderlik konuşmak kolaydır. Liderlik bir slogandır, düzen ise sorumluluk.
Kuralsızlığın bu kadar yaygınlaştığı bir dünyada bölgesel liderlik iddiası, ister istemez şu riski taşır: Çözemediğin krizlerin ortağı olursun. Dâhil olduğun her dosya, seni biraz daha yorar. Ve sonunda liderlik değil, sürekli kriz yöneticiliği yaparsın.
Belki de bugün sormamız gereken soru; Türkiye bölgesel lider olmalı mı değil, bu kuralsızlık çağında liderlik diye bir şey mümkün mü? şeklinde olmalıdır. Uluslararası sistem orman kanunlarına dönmüşken, kimin lider olduğunun ne önemi var?
Gerçek güç, bağlayıcı kural üretebilmektir. Gerçek etki, herkesin uymak zorunda kaldığı sınırlar çizebilmektir. Bugün eksik olan şey bu. Ve bu eksiklik giderilmeden, Orta Doğu’da da dünyanın başka bir yerinde de hiçbir kriz kalıcı biçimde çözülmeyecek.
Belki de rahatsız edici ama dürüst cevap şu: Bölgesel lidere değil, lidere bile sınır çizecek kurallara ihtiyaç var. Aksi hâlde herkes güçlü olduğunu iddia eder ama kimse güvende olmaz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Aslıhan Elibol
Lidere Değil, Lidere Bile Sınır Çizen Kurallara İhtiyacımız Var
Bugün herkes aynı soruyu soruyor: Türkiye bölgesel lider olur mu? Olmalı mı? Buna ihtiyacımız var mı? Sorunun kendisi cazip, hatta gurur okşayıcı. Ama asıl mesele bu değil. Asıl soru şu: Liderlik konuştuğumuz bir dünyada kural diye bir şey kaldı mı?
Çünkü içinde bulunduğumuz tablo, lider eksikliğinden çok, kuralsızlığın normalleştiği bir tabloyu gösteriyor. Orta Doğu’dan Karayipler’e, Avrupa’dan Güney Amerika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada krizler çözülmüyor, sadece yer değiştiriyor. Ateşkesler imzalanıyor ama kimse uymuyor. Anlaşmalar yapılıyor ama kimse ciddiye almıyor. Uluslararası sistem artık kriz üreten ama kriz çözmeyen bir mekanizma gibi çalışıyor.
Suriye buna en güncel örnek. Yıllardır sahada olan aktörler değişiyor, masalar kuruluyor, haritalar çiziliyor ama temel sorun yerinde duruyor. SDG anlaşmaya yanaşmıyor, merkezi otorite güçsüz, dış aktörler kendi gündemlerini dayatıyor. Ortada liderlik iddiası çok ama bağlayıcı bir düzen yok. Kimse kimseye hesap vermiyor.
İsrail meselesi de farklı değil. Ateşkes ilan ediliyor, ardından ihlâl ediliyor. Bir daha ateşkes, bir daha ihlâl... Uluslararası hukuk devrede mi? Kâğıt üzerinde evet. Sahada hayır. Çünkü yaptırım yok. Çünkü kurallar güçlüler için bağlayıcı değil, zayıflar içinse zaten anlamsız.
Bu tablo sadece Orta Doğu’ya özgü de değil. Trump’ın Grönland’a kafayı takması, Venezuela devlet başkanının fiilen kaçırılması, Ukrayna’da savaşın kronikleşmesi… Bunların hiçbiri eski dünyanın istisnası değil, yeni dünyanın normali. Uluslararası sistem artık bir hakem değil, çoğu zaman tribünde olan, çoğu zaman da maçı izlemekle yetinen bir yapı.
İşte tam bu noktada bölgesel liderlik tartışması anlamını yitiriyor. Çünkü liderlik dediğiniz şey, bir düzenin içinde anlam kazanır. Kuralın olmadığı yerde liderlik, en fazla güç gösterisine dönüşür. Güç gösterisi ise kısa vadede alkış toplar, uzun vadede yeni krizler üretir.
Türkiye’nin durduğu yer tam olarak burası. Evet, Türkiye askeri kapasitesiyle, diplomatik ağıyla, krizlere müdahil olma kabiliyetiyle bölgesel bir aktör. Ama mesele aktör olmak değil, oyunun kurallarının ne olduğu. Eğer oyun kuralsızsa, liderlik iddiası sadece yeni bir yük demektir.
Bugün Orta Doğu’da ihtiyaç duyulan şey yeni bir lider mi, yoksa asgari bir düzen mi? Bu soru bilinçli olarak atlanıyor. Çünkü düzen konuşmak zahmetlidir, liderlik konuşmak kolaydır. Liderlik bir slogandır, düzen ise sorumluluk.
Kuralsızlığın bu kadar yaygınlaştığı bir dünyada bölgesel liderlik iddiası, ister istemez şu riski taşır: Çözemediğin krizlerin ortağı olursun. Dâhil olduğun her dosya, seni biraz daha yorar. Ve sonunda liderlik değil, sürekli kriz yöneticiliği yaparsın.
Belki de bugün sormamız gereken soru; Türkiye bölgesel lider olmalı mı değil, bu kuralsızlık çağında liderlik diye bir şey mümkün mü? şeklinde olmalıdır. Uluslararası sistem orman kanunlarına dönmüşken, kimin lider olduğunun ne önemi var?
Gerçek güç, bağlayıcı kural üretebilmektir. Gerçek etki, herkesin uymak zorunda kaldığı sınırlar çizebilmektir. Bugün eksik olan şey bu. Ve bu eksiklik giderilmeden, Orta Doğu’da da dünyanın başka bir yerinde de hiçbir kriz kalıcı biçimde çözülmeyecek.
Belki de rahatsız edici ama dürüst cevap şu: Bölgesel lidere değil, lidere bile sınır çizecek kurallara ihtiyaç var. Aksi hâlde herkes güçlü olduğunu iddia eder ama kimse güvende olmaz.