SON DAKİKA
Hava Durumu

Hukuk Değil Soykırım: İsrail’in Filistin’deki İdam Politikası

Yazının Giriş Tarihi: 05.04.2026 10:44
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.04.2026 11:01

İsrail’in kabul ettiği son idam yasası, yalnızca bir ceza düzenlemesi değildir. Bu hukuki bir yaptırım değil, insanlığın infazıdır. Daha açık söylemek gerekirse, burada insanlar suç işledikleri için değil, hangi gruba ya da vatandaşlığa ait oldukları veya politik açıdan nasıl konumlandıkları yüzünden cezalandırılıyor. Parlamentoda vicdanın kaybedildiği, mahkemelerin ise ideolojik bir aracın parçası olduğu yerdir İsrail.

İsrail’de idam cezası tarihsel olarak istisnai bir uygulama olmuştur. Kuruluşundan bu yana yalnızca iki infaz gerçekleştirilmiştir: 1948’de haksız yere casuslukla suçlanan ve sonrasında aklanan Meir Tobianski ve 1962’de yargılanarak idam edilen Nazi yetkilisi Adolf Eichmann. Bu istisnai geçmişe rağmen bugün getirilen düzenleme, idamı sistematik ve geniş uygulanabilir bir cezaya dönüştürme niyeti taşımaktadır.

Çünkü burada mesele terörle mücadele değildir. Eğer öyle olsaydı, hukuk devleti ilkeleri korunur, yargı süreçleri güçlendirilir, adil yargılanma garanti altına alınırdı. Oysa bu yasa tam tersini yapıyor.

Oy birliği şartını kaldırıyor,

Temyiz yollarını sınırlıyor,

Affı neredeyse imkânsız hale getiriyor,

En önemlisi de askeri mahkemeleri merkezine alıyor.

Peki bu askeri mahkemeler nerede işliyor?
Batı Şeria’da.

Yani sivil bir nüfusun, işgal altındaki bir coğrafyada, askeri hukukla yargılandığı bir düzende.

Burada şu soruyu sormak zorundayız:
Bir hukuk sistemi, yargıladığı topluluğun tamamını potansiyel suçlu olarak görüyorsa, o sistem hâlâ hukuk mudur?

İsrail’in yaklaşımına bakıldığında cevap nettir. Bu zihniyete göre Filistinli olmak başlı başına bir şüphe nedenidir. Bir çocuk, bir kadın, bir yaşlı, bir sivil… Hepsi potansiyel tehdit kategorisine yerleştirilir. Bu noktada “sadece teröristleri idam ediyoruz” söylemi, gerçeği gizleyen bir retorikten ibarettir.

Çünkü sahadaki gerçeklik şudur: Batı Şeria’da binlerce Filistinli, çoğu zaman somut delil olmaksızın gözaltına alınmakta, askeri mahkemelerde yargılanmakta ve neredeyse otomatik mahkûmiyet oranlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bu mahkemelerin yüksek mahkûmiyet oranlarıyla eleştirildiği de bilinmektedir. Örneğin B'Tselem bu oranların son derece yüksek olduğunu vurgulamaktadır. Böyle bir sistemde suç bireysel değil, kolektif bir kimliğe dönüşür.

Ve şimdi bu sistemin eline idam yetkisi veriliyor.

Bu, yalnızca bir ceza artışı değildir. Bu, bir halkın tamamını potansiyel olarak ölümle tehdit eden bir hukuki çerçevedir.

Uluslararası hukuk açısından durum daha da vahimdir. İster Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları olsun, ister Birleşmiş Milletler sözleşmeleri isterse de evrensel insan hakları normları olsun… Hepsi ölüm cezasını ya tamamen reddetmiş ya da en istisnai ve sıkı koşullara bağlamıştır. Ancak İsrail’in getirdiği bu yeni düzenleme, bu çerçevenin tamamını bilinçli şekilde delmektedir.

İşgal altındaki bir bölgede yaşayan sivillerin askeri mahkemelerde yargılanması zaten tartışmalı iken, bu mahkemelere idam yetkisi verilmesi temel insan hakları normlarıyla açıkça çelişmektedir. Af mekanizmasının ortadan kaldırılması ise hatalı uygulamalarda geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurma riskini artırmaktadır. Dahası, İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taraf olmaması, bu uygulamaların uluslararası yargı önünde hesap vermesini fiilen engellemektedir. Tüm bunlar, İsrail’in hukuku adeta bir orman kanunu gibi görerek güç üzerinden yeniden tanımladığı bir pratikle birleşmektedir.

Tarih bize şunu defalarca göstermiştir:
Adaletin yerini güvenlik paranoyası aldığında, hukuk araç olmaktan çıkar, silaha dönüşür.

İsrail’in bu yasayla yaptığı tam olarak budur.

Bu noktada mesele sadece Filistinlilerin meselesi olmaktan çıkmıştır. Bu, uluslararası sistemin, insan hakları söyleminin, hukuk devletinin samimiyetinin ve vicdan kavramının test edildiği bir eşiğe dönüşmüştür.

Eğer bir devlet, belirli bir halkı fiilen istisna kategorisine alıp onlar için ayrı ve daha sert bir hukuk rejimi kurabiliyorsa, o zaman ortada evrensel hukuk diye bir şey kalmaz.

Geriye sadece güç kalır.

Ve güç, hukukun yerini aldığında, idam sehpası yalnızca bir araç değil, bir mesaj haline gelir:

Bu sistemde bazı hayatlar daha az değerlidir.

İsraillilerin geçmişte Holokost’ta bizzat yaşadığı sistematik katliamı hatırlayalım; milyonlarca Yahudi öldürülmüştü. Bugün ise aynı yöntemleri, çok daha ağır ve kapsamlı bir biçimde Filistin halkına uygulayarak hem soykırımı yeniden üretmekte hem de insanlığın vicdanına meydan okumaktadırlar.

Bize düşen ise hukuk, vicdan ve insanlık adına, bu idam yasasına en net ve sert tepkiyi vermektir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.