Bir nesil, Türkiye'nin Dünya Kupası'nda oynadığını hiç görmeden büyüdü. 2002'yi bilenler için güzel bir hatıra, bilmeyenler için ise sadece anlatılan bir hikâyeydi. Şimdi o hikâye yeniden başlıyor.
Ama mesele sadece futbol değil.
Çünkü bazı anlar vardır, insanlara aynı bayrağın altında yaşadıklarını yeniden hatırlatır. Dünya Kupası da tam olarak böyle bir şeydir. Günlük hayatın içinde birbirimizle tartışırız, farklı düşünürüz, farklı partilere oy veririz, farklı şeylere inanırız. Ama milli takım sahaya çıktığında milyonlarca insanın kalbi aynı heyecanla atar.
Millet olmak biraz da budur zaten.
Her konuda aynı düşünmek değil, gerektiğinde aynı sevince ortak olabilmektir.
Bu günler, bu turnuvalar aynı zamanda bir turnusol kâğıdı görevi görür. Kimin bu millete aidiyet duyduğunu, kimin kendisini bu ortak hikâyenin dışında konumlandırdığını açıkça gösterir. EURO 2024 sırasında DEM Parti içinden birçok ismin Türkiye'nin rakiplerini alenen desteklediğine şahit olduk. Mesele futbol değildi. Mesele, millet olma bilinciydi. Mesele, aynı bayrağın altında yaşamaktan doğan ortak aidiyetti. O günlerde bir kez daha gördük ki bu ülkenin ekmeğini yiyip, suyunu içip, Türkiye sahaya çıktığında gönlünü başka taraflara verenler de var. Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonaları içimizdeki aidiyet krizini, millet olma fikrine mesafeli duranları ve ortak sevinçlere yabancılaşanları görme fırsatıdır. Daha amiyane tabirle içimizdeki İrlandalıları görebildik.
Milli takım bir siyasi partinin, bir grubun ya da bir bölgenin takımı değildir. Adı üstünde, milli takımdır. Bu ülkenin ortak formasıdır.
Dünya Kupası gibi organizasyonlarda insanlar futbolun ötesinde bir şey arar. Bir gol atıldığında sevinen milyonların aynı anda ayağa kalkması, bir marş okunurken hissedilen duygu, ekran başında kurulan o görünmez bağ... Bunların hepsi millet olmanın küçük ama güçlü işaretleridir.
Belki de bu yüzden Dünya Kupası'na dönüş bu kadar heyecan yarattı.
Çünkü geri dönen sadece bir futbol takımı değil. Birlikte sevinmenin, birlikte heyecanlanmanın ve aynı bayrağa bakınca aynı gururu hissedebilmenin duygusu geri dönüyor.
24 yıl sonra sahaya çıkan sadece Türkiye değil.
24 yıl sonra yeniden hatırladığımız şey, aynı hikâyenin insanları olduğumuzdur.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Aslıhan Elibol
Aidiyetin Turnusol Kâğıdı 2026 Dünya Kupası
Tam 24 yıl...
Bir nesil, Türkiye'nin Dünya Kupası'nda oynadığını hiç görmeden büyüdü. 2002'yi bilenler için güzel bir hatıra, bilmeyenler için ise sadece anlatılan bir hikâyeydi. Şimdi o hikâye yeniden başlıyor.
Ama mesele sadece futbol değil.
Çünkü bazı anlar vardır, insanlara aynı bayrağın altında yaşadıklarını yeniden hatırlatır. Dünya Kupası da tam olarak böyle bir şeydir. Günlük hayatın içinde birbirimizle tartışırız, farklı düşünürüz, farklı partilere oy veririz, farklı şeylere inanırız. Ama milli takım sahaya çıktığında milyonlarca insanın kalbi aynı heyecanla atar.
Millet olmak biraz da budur zaten.
Her konuda aynı düşünmek değil, gerektiğinde aynı sevince ortak olabilmektir.
Bu günler, bu turnuvalar aynı zamanda bir turnusol kâğıdı görevi görür. Kimin bu millete aidiyet duyduğunu, kimin kendisini bu ortak hikâyenin dışında konumlandırdığını açıkça gösterir. EURO 2024 sırasında DEM Parti içinden birçok ismin Türkiye'nin rakiplerini alenen desteklediğine şahit olduk. Mesele futbol değildi. Mesele, millet olma bilinciydi. Mesele, aynı bayrağın altında yaşamaktan doğan ortak aidiyetti. O günlerde bir kez daha gördük ki bu ülkenin ekmeğini yiyip, suyunu içip, Türkiye sahaya çıktığında gönlünü başka taraflara verenler de var. Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonaları içimizdeki aidiyet krizini, millet olma fikrine mesafeli duranları ve ortak sevinçlere yabancılaşanları görme fırsatıdır. Daha amiyane tabirle içimizdeki İrlandalıları görebildik.
Milli takım bir siyasi partinin, bir grubun ya da bir bölgenin takımı değildir. Adı üstünde, milli takımdır. Bu ülkenin ortak formasıdır.
Dünya Kupası gibi organizasyonlarda insanlar futbolun ötesinde bir şey arar. Bir gol atıldığında sevinen milyonların aynı anda ayağa kalkması, bir marş okunurken hissedilen duygu, ekran başında kurulan o görünmez bağ... Bunların hepsi millet olmanın küçük ama güçlü işaretleridir.
Belki de bu yüzden Dünya Kupası'na dönüş bu kadar heyecan yarattı.
Çünkü geri dönen sadece bir futbol takımı değil. Birlikte sevinmenin, birlikte heyecanlanmanın ve aynı bayrağa bakınca aynı gururu hissedebilmenin duygusu geri dönüyor.
24 yıl sonra sahaya çıkan sadece Türkiye değil.
24 yıl sonra yeniden hatırladığımız şey, aynı hikâyenin insanları olduğumuzdur.