
Dünyanın artık bir geçiş sürecinde olmadığını vurgulayan Duran, “20 yılı aşkın süredir bize dünyanın geçiş sürecinde olduğu, küresel düzenden diğerine doğru ilerlediğimiz söyleniyor. Bugün bu anlatı artık yeterli değil. Dünya sadece geçiş sürecinde değil, çoktan geçişi tamamladı.” ifadelerini kullandı. Tarihsel bir kopuş yaşandığını belirten Duran, savaş sonrası uluslararası düzeni ayakta tutan varsayımların çöktüğünü, normların zayıfladığını ve soykırımın uluslararası politikanın merkezine geri döndüğünü dile getirdi. Bu trajedileri önlemek üzere kurulan uluslararası kurumların kamuoyu önünde defalarca ve yapısal biçimde başarısız olduğunu belirten Duran, belirsizliğin artık yapısal bir gerçeklik hâline geldiğini söyledi.
Konuşmasında çağın ayırt edici yönünün bilgi savaşlarının çatışma mantığına entegre olması olduğunu belirten Duran, “Savaşlar artık fiziksel savaş alanlarıyla sınırlı değil, anlatılar, dijital platformlar ve algı yönetimi aracılığıyla yürütülüyor.” dedi. Teknoloji şirketleri ve algoritmaların demokratik denetim olmaksızın siyasi sonuçlar doğurabildiğine dikkat çeken Duran, algoritmik kontrolün yeni bir tahakküm biçimi yarattığını vurguladı. Bu noktada düzeni sağlayacak ilkenin adalet olduğunu ifade eden Duran, adaletin meşruiyet ürettiğini ve düzenin ancak bu yolla içselleştirilebileceğini söyledi. Bölgenin El-Farabi ve İbn Haldun’dan beslenen güçlü bir entelektüel mirasa sahip olduğunu hatırlattı.
Orta Doğu’nun çok katmanlı krizler yaşadığını belirten Duran, etkinin artık yalnızca askerî güçle değil, ekonomik kapasite, diplomatik ağlar ve yeniden yapılanma gücüyle ölçüldüğünü söyledi. Güvenlik ve insani yardım alanları arasındaki sınırların çöktüğünü vurgulayan Duran, kolektif eylem olmadan bireysel gücün kalıcı istikrar üretemeyeceğini ifade etti. Savaş sonrasının savaşın kendisi kadar stratejik hâle geldiğini dile getiren Duran, Gazze ve Suriye örnekleri üzerinden “bölgesel sorunlar bölgesel çözümler gerektirir” ilkesini vurguladı.
Bölgenin bir dönüm noktasında olduğunu ifade eden Duran, bölgesel aktörlerin kendi çatışmalarını yönetememesi hâlinde bunun küresel sonuçlar doğuracağını söyledi. Bölgedeki krizlerin büyük bir güvensizlik dalgası yarattığını, Gazze’de bunun kitlesel yıkım ve insani çöküş olarak ortaya çıktığını belirten Duran, bölgesel ve Körfez ülkelerinin bu süreçte önemli araçlara sahip olduğunu dile getirdi. Savaşın sona erdirilmesi, zorla yerinden edilmelerin önlenmesi ve savaş sonrası dönemin güvenilir yönetişim çerçeveleriyle şekillendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye’nin bu yeni dönemde barış ve güvenliğe katkı sağlamak için somut adımlar attığını belirten Duran, diyalog ve diplomasi yoluyla anlaşmazlıkların çözümüne öncelik verdiklerini söyledi. Azerbaycan-Ermenistan normalleşme süreci, Somali-Etiyopya ilişkileri ve Tahıl Koridoru Anlaşması gibi örneklerin bu yaklaşımı yansıttığını ifade etti. Türkiye’nin kapsayıcı ve sürdürülebilir bir bölgesel güvenlik mimarisini teşvik ettiğini belirten Duran, Suriye başta olmak üzere çatışmalardan etkilenen ülkelerin yeniden inşasına önem verdiklerini dile getirdi.
Konuşmasının sonunda bölgenin kendi hikâyesinin yazarlığını geri kazanması gerektiğini söyleyen Duran, anlatının güç olduğunu ve düzeni şekillendirdiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Daha adil bir dünya mümkün.” çağrısına dikkat çeken Duran, bunun stratejik bir ufuk sunduğunu belirtti. Dünyanın değiştiğini vurgulayan Duran, sınır ötesi iş birliği, hakikatin savunulması ve adaletin yeniden tesis edilmesi gerektiğini söyledi. Forumda emeği geçenlere teşekkür eden Duran, görüşmelerin daha adil ve barışçıl bir uluslararası düzen için ortak eyleme ilham vermesini temenni etti.
Öte yandan İletişim Başkanı Duran, sosyal medya hesabından Forum’a ilişkin İngilizce bir mesaj paylaşarak, konuşmasında dile getirdiği adalet, hakikat ve bölgesel sahiplenme vurgularını yineledi ve El Cezire Forumu’nun sağladığı diyalog ortamı için organizatörlere teşekkür etti.
Editör: Aslıhan Elibol