SON DAKİKA
Hava Durumu

İSTİSMAR

Yazının Giriş Tarihi: 20.05.2026 11:28
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.05.2026 10:38

Edebiyat, insan ruhunun en derin dehlizlerine fener tutarken, bazen o fenerin ışığı insanlığın en karanlık, en ürpertici yüzüne çarpar: Çocukluğun katline. Dostoyevski, Karamazov Kardeşler’de İvan’ın ağzından o sarsıcı cümlede: "Eğer tek bir masum çocuğun gözyaşları üzerine kurulacaksa, bu evrenin sonsuz uyumunu ve cenneti reddediyorum." der.

​İşte edebiyat, tam da bu yüzden vardır. Bize istatistiklerin arkasındaki o kırılan kalbi, parçalanan dünyayı ve susturulan çığlığı gösterir. Çocuk istismarı —ister fiziksel, ister duygusal, ister cinsel olsun— sadece bir bedene ya da bir döneme yapılan saldırı değildir; insanlığın geleceğine, masumiyetin kalbine sıkılan bir kurşundur. Harper Lee, Bülbülü Öldürmek romanında boşuna dememiştir: "Bülbülleri öldürmek günahtır, çünkü onlar bize şarkı söylemekten başka bir şey yapmazlar." Çocuklar, bu dünyanın bülbülleridir ve bugün dünya, kendi bülbüllerini katleden vahşi bir ormana dönüşmektedir.

​Edebiyatın bu çığlığına, dünya devletleri zaman zaman hukukun en sert, en tavizsiz kılıcıyla yanıt vermeye çalışmıştır. Çocukların canına ve ruhuna kastedenlere karşı dünyada uygulanan bazı radikal ve büyük yaptırımları şöyle listeleyebiliriz:

​İdam Cezası (Ölüm Cezası): Çin, İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerde çocuklara yönelik nitelikli cinsel istismar ve cinayet suçlarında idam cezası aktif olarak uygulanmaktadır. Ayrıca ABD'nin bazı eyaletlerinde geçmişte bu konuda çok sert yasal adımlar atılmıştır.

​Kimyasal Hadım (Kastrasyon): Suçluların cinsel dürtülerini ilaçla baskılamayı amaçlayan bu yöntem; Endonezya, Güney Kore, Rusya, Polonya ve ABD'nin bazı eyaletlerinde (örneğin Kaliforniya ve Florida) çocuk istismarcılarına karşı yasal bir ceza veya denetimli serbestlik şartı olarak uygulanmaktadır.

​Müebbet Hapis ve Ağırlaştırılmış Tecrit: Batı Avrupa ülkelerinin çoğunda (Almanya, Fransa, İngiltere gibi) idam cezası olmasa da, çocuk istismarcıları için geriye kalan ömürlerini tamamen parmaklıklar ardında geçirecekleri, salıverilme ihtimali olmayan en ağır hapis cezaları uygulanır.

​Peki, hukukun bu en çıplak ve sert yüzü, suçun işlenmesini engelliyor mu? Ceza hukukunda "genel önleme" denilen bir kavram vardır. Cezanın büyüklüğü ve en önemlisi kesinliği, potansiyel suçlunun zihninde bir bariyer oluşturur.

​İdam veya hadım gibi geri dönüşü olmayan cezaların uygulandığı toplumlarda, suç oranlarında kısa vadede dramatik düşüşler gözlemlenebilmektedir. Çünkü bu tarz cezalar, topluma "Bu sınırı geçersen yok olursun" mesajını verir. Ancak sosyolojik araştırmalar gösteriyor ki; cezanın büyüklüğü kadar, hiçbir suçun cezasız kalmayacağına olan inanç (cezasızlık algısının yıkılması) asıl caydırıcı unsurdur. Suçlu, yakalanmayacağını veya bir şekilde kayırılacağını düşünüyorsa, cezanın idam olması bile onu durdurmaya yetmeyebilir.

​Türkiye Panoraması: Neden İdam veya Hadım Yok?

​Ülkemizde de ne yazık ki yüreklerimizi yakan çocuk istismarı vakalarından sonra haklı bir toplumsal öfkeyle "İdam gelsin!" ya da "Hadım edilsin!" sesleri yükseliyor. Peki, Türkiye'de bu cezalar neden yok?

​Uluslararası Sözleşmeler ve Anayasa: Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) taraftır ve ölüm cezasını kaldıran ek protokolleri imzalamıştır. İdam cezasının geri getirilmesi, uluslararası hukuktan ve Avrupa Konseyi sisteminden tamamen kopmak anlamına gelir.

​Hukuk Devleti ve Geri Dönüşü Olmayan Hatalar: İdam cezası geri dönüşü olmayan bir cezadır. Yargılama hatası yapıldığında, masum bir insanın hayatını geri vermek imkansızdır.

​Hadım Düzenlemesi: Aslında Türkiye'de geçmiş yıllarda kimyasal hadım (tıbbi tedavi) yasal çerçeveye alınmaya çalışılmış, ancak Anayasa Mahkemesi ve Danıştay tarafından "vücut bütünlüğüne dokunulamaz" ilkesi ve mevzuattaki belirsizlikler nedeniyle iptal edilmiş veya uygulanabilirliği askıda kalmıştır. Şu anki sistemimiz "Ağırlaştırılmış Müebbet" gibi yüksek hapis cezalarını öngörse de, kamuoyundaki algı infaz yasalarındaki indirimlerin caydırıcılığı azalttığı yönündedir.

​Son Söz: Kalemi ve Adaleti Çocuklar İçin Kırmak

​Charles Dickens, Büyük Umutlar’da şöyle yazar: "Çocuklar kadar hiçbir şeyi ince ince sezen ve çocuk canı kadar haksızlığı kolayca duyan bir şey yoktur."

​Çocuklar haksızlığı hisseder ama seslerini duyuramazlar. Onların susturulduğu yerde edebiyat çığlık olmalı, hukuk ise o çığlığın zırhı olmalıdır. Bizler köşelerimizden, mahkemeler salonlarından, sokaklar vicdanlarından haykırmadıkça; yasalar kağıt üstünde birer kelime yığınından, edebiyat ise sadece mutsuz hikayeler antolojisinden ibaret kalır.

​Bir çocuğun gözündeki ışığı söndürenlerin, güneş yüzü görmediği bir dünya inşa etmek dileğiyle...

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.